Mü'min haddini bilmelidir

 Her cins iyiliğe, her hayırlı işe, hep “kibir”engeldir kardeşim. Kibr, kibriyâdan gelir. Kibriyâ büyüklük demek. Allahü teâlânın sıfatıdır bu. Allahü teâlâ, diğer sıfatlarından, kullarına da bir nebze ihsân etdi. Ama iki sıfat var ki, onları kullarıyla bölüşmedi. Her sıfatından bir nebze verdi, ama iki sıfatı hâriç. Onlardan biri, halketmek, yâni yaratmak. İkincisi de kibriyâ sıfatı. Cenâb-ı Hak, “Bu ikisi bana mahsusdur”buyuruyor.

Yâni büyüklük, üstünlük, ancak Allahü teâlâya mahsusdur. Bu iki sıfatda kendisine ortak olmak istiyeni yakacağını bildirmişdir. Kul, haddini bilecek kardeşim, biz kuluz, âciziz, zaifiz, her an, her şeyimizde Allah’a muhtâcız. Otuz trilyon kadar kılcal damarılarımızdan bir tânesi, saniyenin onda birinde tıkansa, o anda felç oluruz. Vücûdumuzda 160 bin kilometre uzunluğunda, yâni dünyâyı dört defâ dolaşan kılcal damarlar var.

Hayâtımız, o damarların muntazam çalışmasına bağlı. Otuz trilyon miktarındaki hücrelerimize kan götürüyorlar, yâni oksijen taşıyorlar. Her tarafımız kılcal damarlarla örülü. Çünki hücrelere kan gitmezse, o yer kangren olur, yâhut da ölürüz. Öyleyse neyimizle kibredeceğiz efendim? Bu kadar âciziz işte. Onun için mü’minin birinci vasfı, haddini bilmekdir. “Ben kimim?” diyebilmekdir.“Ben nerden geldim, nereye gidiyorum?”diyebilmekdir.

(Hüseyin Hilmi Işık rahmetullahi aleyh)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder