Îtikatta mezhebimizin imamı olan, Ebû Mensûr-i Mâ-Türîdî hazretlerinin, (Zamanımızdaki, tegannî ile okuyan hâfızların, nağmelerini işiterek, Kur'an-ı kerimi ne güzel okudun diyen kimse, kâfir olur. Karısı boş olur. O zamana kadar, yaptığı ibâdetlerinin sevabı gider) dediğini, kitaplar yazmaktadır. Ebû Nasr-ı Debbûsî hazretleri buyuruyor ki, kâdı Zahîreddîn-i Hârezmî hazretleri buyurdu ki, (Bir şarkıcıdan veya başka bir yerden tegannî dinliyen veya başka, herhangi bir haram işi gören kimse, haram olduğuna inanarak veya inanmıyarak, bunlara, ne güzel dese, o anda îmanı gider. Çünki Allahü teâlânın emrine ehemmiyyet vermemiş olur. İslâmiyyete kıymet vermiyen kimsenin, kâfir olacağını, bütün müctehidler, sözbirliği ile bildirmiştir. Böyle kimselerin ibâdetleri kabûl olunmaz. Önce kazanmış olduğu sevaplar yok edilir. Böyle felaketten Allahü teâlâya sığınırız!). (Mektubat, c.1, m. 266)
Altının nisâbı (Hanefî mezhebinde) yirmi miskal (96 gram)dır
Altının nisâbı (Hanefî mezhebinde) yirmi miskal (96 gram)dır. Zekât vermenin farz olması için, zekât malının nisâb miktârı olduktan îtibâren bir hicrî sene sonra da mülkünde bulunması lâzımdır. (Kâşânî hazretleri rahmetullahi aleyh)*Ödünç alma karşılığı olan borçlar ve zekât vermek farz olduğu günden önce ödeme zamânı gelmiş olan müeccel (taksitli) kul borçları nisâb hesâbına katılmaz.Yiyecek, içecek, giyecek ve barınacak ev gibi lüzumlu nafakayı satın almak için saklanan altın, gümüş ve kâğıt paranın hepsi nisâb hesâbına katılır...
(İbn-i Âbidîn hazretleri rahmetullahi aleyh)
Kadınların açık gezmeleri harâmdır
İmâm-ı Gazâlî “rahmetullahi aleyh”, (Kimyâ-i se’âdet) kitâbında buyuruyor ki, kadınların açık gezmeleri harâmdır. İnce, dar, süslü, renkli şeylerle örtünerek gezmeleri de harâmdır. Böyle gezenler, Allahü teâlâya âsî oldukları, günâha girdikleri gibi, bunların başında bulunan, baba, zevc, birâder ve amcadan hangisi, böyle gezmeğe rızâ verir ise, bu da, ısyân ve günâhda ortak olur).
İstişare etmenin önemi
Sual: Âmirinden izin almanın, istişare etmenin önemi nedir?
CEVAP
Dinimizde, istişarenin, izinle hareket etmenin önemi büyüktür. Dinimize uygun istişare yapılınca, o işin neticesi istediğimiz gibi olmasa da, bizim için hayırlı olur. Ama istişare ehliyle yapılmalı. Büyüklerden izin almak, Allah rızası için olmalı. Menfaatsiz tam teslim olmalı. Üç hadis-i şerif:
(Sâlih olan âlimlerle istişare edin!) [Taberânî]
(İstişare eden, pişman olmaz.) [Taberânî]
(Yapacağı işi ehliyle istişare edene, o işin en güzeli nasip olur.) [Taberânî]
İstişare etmek sünnettir. Âmirine ve büyük zatlara bir şey sorunca, denileni yapmak, emîre itaat etmekse vacibdir.
İmam-ı azam Ebu Hanife hazretleri
İmam-ı azam Ebu Hanife hazretleri “rahmetullahi aleyh” Şer’i delillerden hüküm çıkarmakta öyle bir dereceye çıkmıştı ki, âlimler Onu anlamaktan aciz kaldılar.O, dinin her emrine titizlikle uyar, bir müstehabı bile kaçırmak istemezdi. Abdest edeblerinden birini yapmadığı için kırk yıllık namazını kaza etmiştir.İsa Peygamber gibi ülül’azm bir Peygamber, gökten yere inince, ictihat yapacak ve Onun çıkaracağı hükümler, Hanefi mezhebine uygun olacaktır.
(İmam-ı Rabbani hazretleri “kuddise sirruh”)
Komşuya eziyet etmek haramdır
*Hüseyin Hilmi bin Saîd hazretleri buyuruyor ki:*
*Komşu*’ya eziyet etmek *Harâm*’dır kardeşim. Seâdet-i Ebediyye’de *Komşu Hakkı*, bir sahîfe anlatılıyor.
Komşu olsun, olmasın, *Din kardeşine eziyet eden, Kâbeyi yıkmış gibi günâha girer!* diyor Peygamber Efendimiz.
Din kardeşinin *Kalb*’ini kıran, *Kâbe*’yi yıkmış gibi günâha girer. Bir de şimdiki *Komşu*’lara bakın.
Gürültü yapıp, diğer komşuları *Râhat*’sız ediyorlar. Eskiden bir kimse evini *Tâmir* edeceği zaman, komşusuna *Haber* verirmiş.
Yâni, *Komşu, hayrlısı ile evde biraz tâmirat yapacağım!* deyip izin alır, öyle *Tâmir*’ini yaparmış. Nerde şimdi öyle komşu? İnsan hakkı *Yok* olmuş.
Bırakın *Komşu*’luğu, şimdi *Din Kardeş*’liği bile kalmadı! Peki, ne yapacağız? Hiç kimseye bir *Zarar* vermiyeceğiz.
Niçin sâdece *Din kardeşi* demiyoruz da, *Komşu hakkı* diyoruz? Çünkü *Yahûdî* komşu da olur, *Hristiyân* komşu da olur.
Onların da *Komşu*’luk hakkı var. Yahûdî komşuyu da incitmiyeceğiz. Hep *Tatlı* söyliyeceğiz, *Olgun* hareket edeceğiz. Nerde şimdi, nerdeee?
Şimdiki insanlar ne *Komşu hakkı* biliyorlar, ne de *Din kardeşliği*’nden haberleri var. Mâmafih yine de hâlimize *Şükür*’ler olsun kardeşim.
Eskiden; *Ev alma, komşu al*, denirdi. Müslümânların arasında oturmak *Mühim*’dir. Müslümânın oturduğu evden *Feyz* yayılır, *Nûr* yayılır. Bu, sokağa da *Te’sîr* eder.
Meselâ bizim *Sokak*’da, hemen hemen her evde *Âbiler* var. Hepsinden *Nûr* yayılıyor. Kur’ân-ı kerîm *Mekteb*’i var. Böyle mahalle hiç *Terk*’edilir mi?
Bu *Sokak*’da oturanlara *Müjde*’ler olsun. *Âbiler*’den biri, bu sokakdan taşınmış, *Karagümrüğe* gitmiş. Bunu duyunca çok *Üzüldüm* kardeşim.
Hac ve Ticaret
Ticâret yapmak ve hac etmek için giden bir kimsenin, hac niyeti ziyâde (fazla) ise, sevâb kazanır. Ticâret niyeti çok ise veya iki niyet eşit ise, hac sevâbı kazanamaz.
(Alâüddîn-i Haskefî hazretleri “rahmetullahi aleyh”)
*Kulun haccının kabûl olduğunun alâmeti, hacda Peygamber efendimizin (aleyhisselam) ahlâkı ile ahlâklanarak, dönmesi, günâha hiç yaklaşmaması, kendini hiç kimseden üstün görmemesi, ölünceye kadar dünyâya meyletmemesidir. Haccının kabûl olmadığının alâmeti de, hacdan döndüğünde evvelki hâli üzere bulunmasıdır.
(Ali Havvâs hazretleri “rahmetullahi aleyh”)
Farzı yapmak,haramdan kaçınmak için hile-i şer’iyye olur
Hüseyin Hilmi Işık efendi anlattı: “Vaktiyle kadınlara da vaaz veren bir Münib efendi vardı.Yolda yürürken etekleri yerde sürüklenir;kadınlar eteklerini tutarlardı.Babası da meşhur Erzurumlu hoca idi.Vaaz verirken ağladığı için,ağlamış hoca derlerdi.Osmanlılar zamanında Ayasofya Medresesi’nde müderrismiş.Müderris nasıl oluyor diye merak ettim ve bir kere ziyaretine gittim.
Konuşma esnasında dedi ki: İslamiyet‘te hile-i şer’iyye vardır. Mesela zekat verecek bir zengin, birkaç altın değerinde altından bir külçeyi zekat olarak hesap eder.Bir çuval buğdayın içine koyar.O çuvalı, fakire,bu benim zekatım diyerek verir.İçinde külçe olduğu belli değil. Sonra fakire der ki; Sen bu kadar buğdayı ne yapacaksın,bana sat der. Onu fakirden satın alır.Külçe gene geri gelir.Zekat verilmiş olur. Buna hile-i şer’iyye derler’ dedi. Ben de Abdulhakim Arvasi hazretlerine gittiğimde bunu anlattım.Efendi hazretleri, ‘Allah Allah! Allahu Taala‘yı aldatmak mı istiyorlar? Allahu Teala aldanmaz.Dinden çıkmak için, farzdan kaçmak için hile-i şer’iyye olmaz.Farzı yapmak,haramdan kaçınmak için hile-i şer’iyye olur. Yoksa yalnızca o bir çuval buğday zekat verilmiş olur.’ buyurdu.”
Sevanihü’l-Efkar‘da Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki: “Musul’da bazı tacirler, zekatda havli tamam olmadan (bir sene dolmadan) evvel (malı başkasına)hibe eder, mülkünden çıkarır;sonra alır. Bu suretle hile eder;ribaya girer.Bu, sirkattir (hırsızlıktır).
Bize tefsîr kitaplarına göre amel etmek emredilmedi
Bize tefsîr kitaplarına göre amel etmek emredilmedi. Fıkıh kitaplarına tâbi olmamız emredildi.
(Hâdimî hazretleri)
Nassa dayanan hükümler zamanla değişmez
Mecelle’nin Dürer-ül-hükkam şerhinde (Zamanın değişmesi ile, örf ve âdete dayanan hükümler değişebilir. Nassa dayanan hükümler zamanla değişmez) deniyor.
Kendi görüşüne göre Kur’an-ı kerime mana vermek
Bir kimse, kendi görüşüne göre Kur’an-ı kerime mana verse, verdiği mana doğru olsa da, meşru yoldan çıkarmadığı için, hata etmiş olur. Verdiği mana yanlış ise kâfir olur. (Berika)
Dini bir mesele konuşurken mutlaka nakli esas alın
***Dini bir mesele konuşurken mutlaka nakli esas alın. Aklınızdan konuşmayın.Kendinden konuşan, doğru söylese de yanlıştır, yanlış söylese de yanlıştır.
(Dimitrofçalı Ali Efendi "rahmetullahi aleyh" hazretleri)
Basit bir meseledir
Seyyid Fehim hazretleri anlaşılamayan meseleyi izah etmeye başladı. Hayretler vâdisinde dolaşan zat, saygıyla kalkıp elini öptükten sonra, hemen kağıt kalem alıp Fehim-i Arvasi hazretlerinin izahını yazdı.Adresini alarak tekrar ellerini öptü ve ayrıldı.Seyyid Fehim hazretleri de Hacı Ömer Efendiyle birlikte kiraladıkları eve döndü.
Bir müddet sonra Câmiu'l-Ezher Medresesi Reisü'l-ulemâsının (rektörü) gönderdiği dört âlim çıkageldi. Reisü'l-ulemâ tarafından Câmiu'l-Ezhere davet edildiğini ifade ettiler.Seyyid Fehim hazretleri daveti kabul buyurup, gitti.Büyük bir salonda Reisü'l-ulemâ başta olmak üzere beş yüze yakın âlim büyük bir saygı ile kendisini karşıladılar.Seyyid Fehim hazretleriyle Reisü'l-ulemâ yan yana oturdular. Reisü'l-ulemâ, Seyyid Fehim hazretlerine; "Efendi hazretleri! Tam istenen şekilde açıkladığınız mesele, Câmiü'l-Ezherce müşkil ve manası anlaşılamayan bir mesele hâline gelmişti.Cenab-ı Hakk'ın yardımıyla bu müşkilâttan bizleri kurtardınız. Câmiü'l-Ezher size sonsuz şükrân borçludur" dedi.Birçok müşkil meselelerin halledildiği sualli cevaplı sohbet, saatlerce devam etti. Bu sırada Seyyid Fehim hazretleri, yanındaki Hacı Ömer Efendiden tütün çubuğunu doldurmasını ve yakmasını istedi. Hacı Ömer Efendinin hazırladığı çubuktan birkaç nefes çekip yerine koydu. Reisü'l-ulemâ, Seyyid Fehim hazretlerinden müsaade isteyip; "Birkaç nefes de ben çekebilir miyim?" dedi. Seyyid Fehim hazretleri müsaade ettikten sonra birkaç nefes de Reisü'l-ulemâ çekti. Fakat bu sırada salondaki âlimler arasında fısıltılar başladı. İki âlim gelerek Reisü'l-ulemâ'ya; "Efendim tütün içmenin kesin haram olduğuna dair dört fetva vermiştiniz. Şimdi içiyorsunuz, hikmeti nedir?" diye sordular. Reisü'l-ulemâ cevaben; "Yemin ederim ki bizim ilmimiz bu zatın ilmi yanında denizde bir damla gibidir. Verâ ve takvamız da bu zatın verâ ve takvâsı yanında yok gibidir.Demek ki yanılmışım. Haram değilmiş. Haram ve günah olsaydı, bu zat ağzına koyar mıydı? Siz serbestsiniz. Benden haram olduğunu duyan herkese haram olmadığını duyurunuz" dedi.
Vefat ettiği günün ikindi namazını oturarak kılan Seyyid Fehim hazretlerinin mübarek vücutları secdeden mübarek başını kaldıramayacak derecede zayıflamıştı. Oğlu Seyyid Muhammed Emin Efendinin yardımıyla başını secdeden kaldırabiliyordu.O sırada renk renk, çeşit çeşit kuşlar geldiler, havada sıra sıra durarak herkesin hissettiği şekilde hüzünlerini izhâr ettiler. O esnada gaybdan bir ses;
Yâ eyyetühennefsü'l-mutmeinneh." âyet-i kerimesini sonuna kadar okudu.Secdeden başını kaldırıp "Er-Refiku'l-a'lâ" dedikten ve sesli bir kelime-i tevhidden sonra 1895 senesi Şevval ayının on beşinci salı günü ruhlarını teslim ettiler.
Balığın sorusu
Hezz-ül-Kuhuf Kitabında Nâkledilen Çok Acayip Bir Hâdiseyi Burada Zikretmek Münâsip Olur; Evliyâdan Bir Zât Gemi Yolculuğu Yaparken, Şiddetli Bir Fırtına Çıkar. Gemi Batmak Üzere iken O Zât:
▬ “Ey Rüzgâr Dur! Ey Deniz Sen de Sakin Ol! Zirâ Senin Üzerinde Senin Gibi Deniz Var!”
(Yani Kendisini Kastederek, İlim Denizi Demek İster.) Bunun Üzerine, Allah’ın İzniyle Rüzgâr Kesilir, Deniz Sakinleşir. Denizden Büyük Bir Balık Çıkar ve O Zâta Der ki:
▬ “Sen Kendinin Bir İlim ve Mârifet Denizi Olduğunu Zannediyorsun. Ben Sana Bir Mesele Sorayım da, Bakalım Cevap Verebilecek misin?”
O da Sormasını Söyler. Balık da Fesih Bir Lisânla:
▬ “Bir Adam Mesh Olunduğunda (Yani İnsan Şeklinden Çıkarılıp Başka Bir Varlık Hâline Getirildiğinde ki Bu, Geçmiş Ümmetlerde Günâhlarına Ceza Olarak Meydana Geliyordu.) Hanımı Nasıl İddet Bekler? Kocası Hayatta Olup Boşanmış Kadın Gibi mi Yoksa Kocası Ölmüş Kadın Gibi mi? (Kocası Ölen Kadının İddeti Dört Ay On Gün. Boşanmış Olanınki ise Üç Âdet Hâli veyâ Üç Aydır. Fıkh ve Tefsir Kitaplarında Geniş Bilgi Vardır.)”
O Velî Zât Şaşırıp Kaldı, Cevap Veremedi. Balık:
▬ “Hani Nerede Senin Deryâ Gibi İlmin?”
Âlim:
▬ “Ben Söylediklerimden, Allahû Teâlâ’ya İstiğfâr Ediyorum. Sen Doğru Cevabı Bana Öğret.”
Dedi. Balık:
▬ “Şâyet Adam Cansız Bir Varlık Şekline Dönüştürülmüş ise Kadın, Kocası Ölmüş Gibi İddet Bekler. Eğer Bir Hayvan Suretine Dönüştürülmüş ise O Zaman Boşanmış Gibi İddet Bekler.”
Deyip, Denizde Kaybolup Gitti. O Velî Zât da Bu Sözlerinden Tevbe Etti. Kâdir ve Âlim Olan Allahû Teâlâ, Noksan Sıfatlardan Münezzehtir.
[Tefcîru’t-Tesnîm Fî Kalbin Selim]
Erkek ve kız çocuklarının erginlik yaşına girmesi ne zamandan itibaren başlar?
Sual: Erkek ve kız çocuklarının erginlik yaşına girmesi ne zamandan itibaren başlar?
Cevap: Bu konuda Mecellenin dokuzyüzseksen altıncı maddesinde deniyor ki:
“Sinn-i büluğun mebdei yani bülüğ çağının başlaması, erkekte on iki ve kızda dokuz yaşları doldurmaktır. Müntehâsı yani sonu ise ikisinin de onbeş yaştır. Onbeş yaşını ikmal edince, tamamlayınca bâliğ sayılırlar.”
Kadının yalnız seyahat etmesi
Kadının yalnız seyahat etmesi
Kâdîhânda deniyor ki: “Kadın, salih cemaat ile sefere gidebilir.” Bu kavil, zaruret hâlinde caiz olur.
Sual: Müslüman bir hanım, yalnız başına dinen sefer mesafesinde olan bir yere gidebilir mi?
Cevap: Bu konuda Berîka ve Hadîka kitaplarında deniyor ki:
“Hür kadının, zevci veya ebedî mahrem akrabasından biri yanında bulunmadan, yalnız veya başka kadınlarla yahut akıl, baliğ ve salih olmayan mahremi ile üç günlük yola gitmesi üç mezhebde haramdır. Şâfii mezhebinde, kadınlar ile mahremsiz olarak, farz olan hacca gidebilir. Bir veya iki erkeğin sefere gitmesi mekruhtur. Üç erkeğin gitmesi mekruh olmaz. Dört erkeğin gitmesi ve içlerinden birini emir, başkan seçmeleri sünnettir.”
Hindiyyede, Tahtâvî, Dürr-ül-muhtâr ve Dürr-ül-müntekâda deniyor ki:
“Kadın, mürâhık olan, yani büluğa yaklaşmış, oniki yaşındaki mahremi ile sefere gidebilir.”
Oniki ve dokuz yaşlarını doldurup da, baliğ olmamış çocuğa Mürâhık denir.
Kâdîhânda deniyor ki:
“Kadın, salih cemaat ile sefere gidebilir.” Bu iki kavil, zaruret hâlinde caiz olur.
Mezhepsiz olmamak için Hanefi mezhebinin hükmüne uyarak imam arkasında Fatiha okumadım
***İmam-ı Rabbani “kuddise sirruh” hazretleri buyuruyor ki:
Namazda kıraat farzdır ve hadis-i şerifte (Fatihasız namaz olmaz) buyuruluyor. Neden Hanefilerin, hakiki kıraati [cemaatin hepsinin okumasını] bırakıp, kıraati hükmiye [İmamın okuyup, cemaatin susmasına] karar vermelerinin sebebini tam anlayamadım. İmam arkasında sükut etmeye dair açık bir delil bulamadım. Buna rağmen, mezhebime uyarak imam arkasında Fatiha okumadım. Çünkü, delili zayıf diye, mezhebimin hükmü ile amel etmemenin ilhad olduğunu biliyordum. Mezhepsiz olmamak için Hanefi mezhebinin hükmüne uyarak imam arkasında Fatiha okumadım. Nihayet Allahü teâlâ, mezhebe uymanın bereketi ile, Hanefi mezhebinde imama uyan cemaatin kıraati terk etmelerindeki hakikati izhar eyledi. İmam, sanki cemaatin dilinden okuyor. Bu şuna benzer: Bir köy halkı, köyün ortak bir meselesi için, köylünün tamamı kaymakama gitmez. Birkaç kişilik bir heyet seçerler. Bu heyetin hep bir ağızdan meseleyi anlatmaları da doğru olmaz. İçlerinden birini, temsilci seçerler. Temsilci, istekler aynı olduğu için, hepsinin dili ile ihtiyaçlarını arz eder. Kendilerine temsilci kabul ettikleri bu kimse, onların adına konuşur. Seçilen bu temsilcinin hepsinin adına ihtiyaçlarını arz etmesi şeklinde olan, cemaatin hükmi konuşması, onların hakiki konuşmalarından daha iyidir. İmam ile cemaatin hâli de böyledir.
(Mebde ve Mead f.30)
Tefsir ve hadisten din öğrenilmez
Tefsir ve hadisten din öğrenilmez.Çünkü tefsir ve hadisi anlayamazsınız. Hatta yanlış anlayıp mâzallah sapıtabilirsiniz. Ehl-i sünnet âlimleri, tefsir ve hadisten anladıklarını, bizim gibi din cahillerine, açık, kolay öğretmek için, binlerce (İlmihâl) kitabı yazmışlardır. İslamiyet’i doğru öğrenmek için, o ilm-i hâl kitaplarını okumaktan başka çare yoktur.
(Emir Hüsrev Dehlevi “rahmetullahi aleyh”)
Harama güzel demek
Ebu Nasr-ı Debbusi hazretleri, Kadi Zahireddin-i Harezmi hazretlerinden naklen buyuruyor ki:(Bir şarkıcıyı dinleyen veya herhangi bir haram işi gören kimse, haram olduğuna inanarak veya inanmayarak, buna, ne güzel dese, o anda imanı gider. (Müjdeci Mek. 266)
