Berekât etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Berekât etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ramazân-ı şerîfin son günü çok duâ edin

 _*Mühim Fasıl_*

Ramazân-ı şerifin  son günü, *ikindi namâzından akşam ezanına kadar,* Allahü teâlâ bütün Ramazâ-ı şerif boyunca ateşten berâat verip affettiği kadar kulunu bağışlar. *Son günü ikindi vaktinden  iftâra kadar icâbet saatidir.* Ya'nî duâların kabûl vaktidir. Hiç bir duânın boş dönmediği anlardır.


*Süleyman Efendi anlattılar* _rahmetulahi teâlâ aleyh”_

Ramazân-ı şerîfin *son günü, akşama yarım saat kala,*  hocamın seâdet-hânesinin kapısını çaldım. Kendileri kapıya geldiler ve bir müddet konuştuktan sonra şöyle buyurdular:

        *"Kardeşim, yukarıdaki odamda “Berekât” kitâbını okuyordum. Okurken büyük bir feyz yağmuruna uğradım. Çok hoş bir hâl zâhir oldu. Kendimi o büyüklerin feyiz yağmuru ve koruma şemsiyeleri altında buldum.* 

        *Ramazân-ı şerîfin son günüdür. Şimdi eve gidin, abdest alın, seccâdenizi serin, Allahü teâlâya çok duâ edin, yalvarın, Allahü teâlâ, Ramazân-ı şerîfin son gününde duâ eden kullarını afv eder. Ben de şimdi yukarı çıkıp, size söylediklerimi yapacağım"* dediler ve ayrıldık.


_Allahu teâlâ rahmeti ile derecelerini alî eylesin...

BEREKÂT

Berekât’a başladım.

Dedim Hilmi Bey hocamıza;

-Efendim, size sormadan bir iş yaptım.

-Ne yaptınız?

Dediler. Dedim;

-Farsça çalışmak için, Berekât’ı tercümeye başladım. Ama, gece de sabaha kadar, hep Muhammed Bâkîbillah hazretlerini gördüm. Sohbet ettik. Sakalı böyle siyah değildi, kırmızı gibi böyle. Öyle konuştuk.

-Yaa efendim. İnşallah devam edin. İnşallah biter de bir gün kitab olarak çıkar.

Arkadan buyurdular ki efendim;

-Ne mutlu size! Ömrünüzün en iyi zamanını, en iyi işte geçiriyorsunuz.

Mansur'u cahiller öldürdüler

Mansur'u cahiller öldürdüler...
KAYNAK: Berekât  [Zübde-tül Makâmat] Muhammed Hâşim Kişmî
Sahife no: 104

Aşık ve Maşuk

- Bir gün, Hazret-i İmâm'ın (İmâm-ı Rabbânî kuddise sirruh) iyi talebelerinden biri:

- Bir kitâbda gördüm. Gavsi Rabbâni Şeyh Ebulhasen-i Harkânî (kuddise sirruh) buyurdu ki:

- Her şeyde rahmet vardır. Fakat aşkta rahmet ve merhamet yoktur. Çünkü aşkta hem öldürüyorlar, hem de öldürmenin diyetini istiyorlar.  Bunun manâsı nedir Efendim? diye sordu. Hazret-i İmâm,yataklarında yaslanıyorlardı. Bu sözü duyunca, ızdırabla yataklarından indiler.

Bir müddet murâkabede oturup, sonra orada bulunanlara yüzlerini döndüler. Bu arada, bu âvâre kalbli çaresize hitâb edip, şöyle buyurdular:

Bu söz,ârifin ayn ve eserinin zevâlinden haber veriyor. O hâlin sâhibi,maşuktan dâima rahmet içinde rahmet gördüğü halde, bu şekilde söylüyor. Bu zavallı âşık,bekaya ve maşuka kavuşmak hararetinin,ateşinin çokluğundan,bunları rahmet bilmiyor. Çünkü, muhabbetin öldürdüğünün maşuktan uzak olduğu an maşukun ismini ve mahbûbun makamını duyması bile, onun için rahmettir. Ama o, rahmeti maşuku görmekte biliyor. Rahmet, olmadan önce kurbu rahmet biliyordu, fakat mahbûbun merhametiyle,uzaktan yakına gelince, o yakınlığı merhametsizlik bilip,merhameti maşuku müşâhedede bildi.

Maşukun merhametiyle, müşâhede makamına erişince, ateşi ve harareti, bunu da merhametsizlik bildirip, merhameti, maşukla sarmaş dolaş olmakta bildi. Yine mahbûbun merhameti ile mahbûbla sarmaş dolaş olunca, ateşi ve bitmeyen harareti,bunu da merhametsizlik bildirip, merhameti maşukun aynı olmakta bildi. Maşukun merhameti ile bu da olursa,bu, bir olma ve aynı olmada, diğer mertebeler daha bilip,merhameti onlara kavuşmakta görür. Kendisinde olanı şevkin ve arzunun çokluğundan merhametsizlik biliyor. "Öldürdüklerinden diyet isterler", sözüne gelince, o kendi bilmesiyle,kendini tamamen öldürülmüş buldu ve eserden kalmış olanları yok etme hususundaki soruları, diyet olarak anlıyor. Söylediklerinin hepsini hayretle söylüyor. Fakat her mertebedeki ölümünün, tamam olmadığını, vücûdunda hayattan canlılıktan az bir şey kaldığını bilmiyor. İkinci defa, o kalmış olan azıcık hayatı da sona erdirdikten, öldürdükten sonra, öldürenin nazarında çok daha az ve ince bir hayatın kalmış olduğunu düşünüp, onu da tamamen yok etmeğe uğraşıyor. Burada,öldürenin, ölenden diyet istemesi, ölenin kendisini tamamen öldürene ısmarlaması, teslim etmesi olup, kıl ucu kadar,kendisinde olma hâli görülünce, öldürenin diyet cezasını hatırlatması demektir. Tamamen böyle olduğundan, ne gördüğünden, ne verdiğinden, ne söyleyeyim,nasıl söyleyeyim?

Mısra:

"Kalem buraya geldi ve ucu kırıldı."

Bu ma'nidâr söz üzerine.

- Öldürürler ve ölenden diyet isterler. Yanî ayn ve eserin zevali olan fenâ ile öldürürler ve bununla beraber, kulluk vazifelerini ve şeriatın vazifelerini yine isterler,buyurdular.

Kaynak: Berekât [Zübde-tül Makâmât]
Sahife no: 255-256
Müellif: Muhammed Hâşim Kişmî
Tercüme: Süleyman Kuku  [A. Farûk Meyân]