Yâdigâr mektûblar 29.mektûb

 13 Cemâzi'l Âhire 1376 [14.1.1957]

Aleyküm selâm kıymetli kardeşim Fahri Bey

Ne güzel suâllerinizi hâvî olan mektûbunuzu okuyarak çok zevk aldım. Saf bir kalbin akisleri olan ifâdeleriniz rûhuma ferâhlık verdi. Ne yazık ki suâllerinizin hepsine şimdi cevâb yazamıyacağım. Hiç müsâid vaktim yok. Eshâb-ı Kirâm risâlesini bitirdim. Muzaffer'e [Özak] verdim. Fakat kâğıd olmadığı için basılamıyor. Kâğıd bulunca basdıracak. Şimdi Seâdet-i Ebediyye ikinci kısmı hazırlıyorum. Bütün fırsatlarımı ona hasr ettim. Bir aya kadar temâm olur. Bir tarafdan mekteb meşgûliyetim ve Abdülhakîm'in yetişdirilmesi beni çok yoruyor. Muhtelif yerlerden fazla mektûb da alıyorum. Hangisine cevâb vereceğimi şaşırdım. Siz yine mektûblarınızı yazınız. Çok memnûn olurum. Fakat cevâblarını bir müddet sonra yazabileceğim. Mektûblarınızı saklıyorum.

Semerâtü'l-Fuâd kitâbını yazan Sarı Abdullah Efendi 1071'de vefât etmişdir. Kitâbını daha evvel yazdığından İmâm-ı Rabbânî'yi yazacak, daha doğrusu duyacak zemân bulamamışdır. Zîra İmâm-ı Rabbânî (kuddise sirruh) 1034'de vefât etti. Nefahât ve Reşahât kitâbları ise İmâm-ı Rabbânî'den çok evveldir.

Bütün tarîkatlar İmâm-ı Ali'ye; Nakşibendiyye ise hem O'na, hem de Ebû Bekr radıyallahü anhümâya müntehî olur [ulaşır]. Semerâtü'l-Fuâd yalnız bir tarafını söylemiş; doğru söylemiş, fakat noksan söylemişdir. İlm-i ledünnî kapısı, evet İmâm-ı Ali'dir. İlm-i ledünnî, meârif-i vilâyetdir. Hâlbuki bir de kemâlât-i nübüvvet vardır ki onun menba'ı Ebû Bekr-i's-Sıddîk'dır. Kemâlât-ı nübüvvet,kemâlât-i vilâyetden kat kat ziyâdedir. Bütün tarîkler içinde yalnız Nakşibendî büyükleri kemâlât-ı nübüvvete varmışlardır. Diğer tarîkatların bunlardan haberleri olmadığı için, Ebû Bekr-i's-Sıddîk''ı da anlayamazlar. Onlar yalnız kemâlât-ı vilâyeti ve onun menba'ı olan İmâm-ı Ali'yi radıyallahü anh bilirler. Bunlar, Mektûbât'da çok uzun ve açık ve temâmen doyurucu olarak anlatılıyor.Herhalde Fârisî öğrenmeli ve Mektûbâtı okumalısınız. Bak o zemân her suâlinize orada kâfi cevâb bulursunuz. Nakşîlerde hem tarîk-i vilâyet, hem de tarîk-i nübüvvet vardır. Tarîk-i vilâyet bakımından Halvetî ile İmâm-ı Ali radıyallahü anh'da birleşirler. Fakat tarîk-i nübüvvetde daha yükselerek, yalnız Ebû Bekr radıyallahü anh kuyusundan kaynağından ererler. Başkaları Ebû Bekr radıyallahü anh'ın büyüklüğünü bilmediklerinden yalnız İmâm-ı Ali'yi medh ederler. Tabiî hakları var. Onlar tarîkat sarhoşu. Aşk, muhabbet insanı sağır ve kör yapar. Onlar ma'zurlardır. Semerâtü'l-Fuâd kitâbını yazan, Mektûbât'ı görse idi. Oradan bir şey tatsa idi, o zemân böyle yazmazdı. İmâm-ı Ali radıyallahü anh,vilâyet yolunun kemâlât-ı vilâyetin şâhıdır. Ebû Bekr Sıddık radıyallahü anh, kemâlât-ı nübüvvetin, nübüvvet yolunun şâhıdır. 

146'ncı sahîfedeki Melâmet'den maksâd,mubâhları irtikabdır [yapmaktır]. Riyâzet ve mücâhede yapmayıp herkes gibi mubâh lezzetlerle iştigaldir [uğraşmaktır]. Yoksa nemâzı terk değildir. Cemâ'ati terk değildir. Hakîkî Melâmi bunlardır. Bir de zındık Melâmîler vardır. Onlar günâh işler ve nemâzı terk eder. Onlar Semerâtü'l-Fuâd'da yazılı değildir.

146'ncı sahîfede yazılı zevât-i kirâm, daha evliyâlık derecesine varmamış, yalnız sulehâ-yı ümmetdendirler. Fakat herkes bunlara evliyâ zan etmişdir. Evliyâdaki deryâdan bunlara bir damla damlamış; şaşırmışlar, coşmuşlar, bir şeyler söylemişlerdir. Hâlbuki (Men arefellah kalle lisânühü) dür. [Allah'ı tanıyan, az söyler.] Hiçbir Sahâbe nemâzını kazâya bırakmazdı. Sadece vitri geç kılmalıdır. Ya"nî sülüs-ü âhirde [gecenin son üçte birinde].

Selâm ve duâlar ederim kardeşim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder