Nefsin şehvetlerine dalmanın kötülüğü

 - Nefsin şehvetlerine dalıp ruh cevherini fâsid edenin [bozanın, kirletenin] her azası günâha giriftâr olur. Böyle kimseler ölüm hastalıklarında da o kayıttan kurtulamazlar. Sekerâtı anlarında serab hükmünde olan matlûblarının hiçliğine kani' olurlar. Ruh cesedden ayrılıp, bu şehvet sevgisi elemi ve bağlılığı gittikçe çoğalır ve onu, maddesiz aleme girdiğinde, o âlemlerin zevklerinden mahrûm eder. O maddesizlik âlemine girdiklerinde cemâl-i ilâhîyi göremezler.

İnsan vefât edince, rûhun dünyevî alâkası nerede ise, dâima nazarı ondadır. Ve mütemadiyen tezâyüd eder [çoğalır]. Dünya arzularının nihâyeti yoktur. Bu erişememezlik bir hararet doğurur ki, bunun hararetinin şiddetinden rûh elem ve eziyet görür. Zirâ ölüm kavuşmağa mâni'dir.

Nefsin iştihasından olan ayrılık, ruhlar âleminde bir elem husûle getirerek gittikçe çoğalır. Bu da cemâl-i ilâhînin nûrunun tecellisinden mahrûm kalmağa sebeb olur.

Nefsin müştehiyâtı [iştiha ettikleri], şer'an haram olanlardır.

Hedef lutf-i ilâhî olursa, marifetullah deryasına dalar. Bütün azaları ile Allahu teâlânın rızasına müştâk olur. Ma'rifet, arzu ve şevk-ı ilâhî çoğalır. Akıl münevver olup, hisler de nurlanır. Rûh tenevvür ederek lika-ı ilâhîye [Rabbine kavuşmağa, O'nu görmeğe] müştâk olur. Namaz huşû' ile nurlanır. Kalbi tam Kâ'beye müteveccih olur [yönelir]. Ve kalbine hiçbir keder girmez. Vucûdu hastalıklardan muâf olur. Elbiseyi yıpratan ve vucûdu çürüten günâhlardır.

Kalb mâsivaullahdan tahliye olup, muhabbet ve meveddet-i ilâhî ile ünsiyet peyda ettikçe, zâhirî beş his [duygu] ile müşâhede edilen her şeyi müşâhede ettikten sonra, yeryüzündeki medfunatı [gömüleri], ölüleri, hazîneleri ve bütün mükevvenattaki mahlûkatı idrâke başlar.

Küfr ve îmana mahsûs olan pis ve temiz kokuları idrâk eder. Kur'ândaki, namazdaki, salavatlardaki temiz kokuları almağa,duymağa başlar.

(Son halkalar ve Seyyid Abdülhakîm Arvâsî'nin Külliyatı, sf: 289-290) 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder