Ey insanlar! Allahü teâlânın beğendiği şeyleri yapmak kolaydır. Bunun için O'na itâat ediniz. Cehennem ateşine düşmeyiniz. Çünkü dayanamazsınız.
(Kâ'b-ül-Ahbâr hazretleri “rahmetullahi aleyh”)
Ey insanlar! Allahü teâlânın beğendiği şeyleri yapmak kolaydır. Bunun için O'na itâat ediniz. Cehennem ateşine düşmeyiniz. Çünkü dayanamazsınız.
(Kâ'b-ül-Ahbâr hazretleri “rahmetullahi aleyh”)
SUAL; Kocam , bana senin sırtın anamın sırtı gibi diyerek zıhar yaptı. Şimdi ise pişman oldum ne yapmalıyım diye soruyor ?
CEVAP; Hanefi mezhebinde zıhar yapan kimsenin, keffâret ödemeden eşiyle cinsel ilişkide bulunması, ona dokunması ve öpmesi haramdır.
KAYNAK; (İbn Âbidin, Reddu’l-muhtâr, III, 470, Mısır, 1966).
ZIHAR KEFARETİ; Zıharda bulunan kişinin köle azadı, 60 gün peş peşe oruç tutması, buna gücü yetmez ise 60 fakiri doyurmasıdır
AYETİ KERİME; (Mücâdele 58/3-4).
ZIHAR; Bir kimsenin eşini, annesi, kız kardeşi, halası, teyzesi gibi kendisiyle evlenmesi ebedî yasak olan bir kimsenin, sırtı, karnı, baldırı gibi bakılması haram olan bir uzvuna benzetmesi zıhârdır.
*Hüseyin Hilmi bin Saîd hazretleri buyuruyor ki:*
Eshâb-ı kirâm Mekke-i Mükerreme’den Medîne-i Münevvere’ye hicret edince, Medîneli müslümânlar, evlerinin arsalarının yarısını onlara verdiler. Odayı verince, *(Bunun kirâsı ne kadar?)* diye sordu Mekkeliler.
Onlar da; *(Ne kirâsı, burası eşyâsıyla birlikde sizin)* dediler. Kendi evlerini verdiler. Mühim olan da zâten, kendine lâzım olmıyanı değil de, kendine lâzım olandan verebilmekdir.
Abdülhâlık Goncdüvânî hazretleri zamânında, bir adada yaşıyan bir *(kutub)* varmış. Bir gün, denizin üzerine yağmur yağarken, bu kutub, kalbinden;
*(Yâ Rabbî, hikmetinden suâl olunmaz ama, Afrikada çöller susuzlukdan kavrulurken, burada suyun üzerine yağmur yağıyor)* diye düşünürken, bir anda derecesi düşmüş.
Gene evliyâlıkdan çıkmamış da, sâdece derecesi aşağı düşmüş. Kendisi de bunu fark etmiş, o düşüncesine pişmân olmuş ve Abdülhâlık Goncdüvânî hazretlerinden yardım istemiş.
O büyük Velî de, o esnâda talebeleriyle sohbet ediyormuş. O anda penceredeki perde kıpırdamış. Perdenin kıpırdadığını bâzı talebeleri görmüşler, merak edip, hocalarına, *(Bu neydi?)* diye sormuşlar.
O da, bu hâdiseyi anlatmış ve *(Biraz önce o zât buraya geldi, benden yardım istedi. Ben de ona duâ etdim. Eski derecesine kavuşdu)* buyurmuş.
Bu zamanda *(küfr’e)* girmek çok kolay kardeşim. Meselâ insan, bir harama, *(ne güzel)* dese, mâzallah küfr’e girer. Fakat efendim îmâna gelmek de çok kolaydır. Bir tövbe etse, küfrden kurtulur.
Meselâ *(Yâ Rabbî, bilerek veyâ bilmiyerek bir günâh işledimse veyâ küfr’e girdimse çok pişmânım, beni affet)* dese, o anda günâhları affolur, îmânı gitdiyse, geri gelir.
Yalnız iki şey geri gelmez. Kılınmayan namazların *(kazâsı)*, bir de *(kul hakkı)*. Öyleyse helâllaşacığız, kazâmız varsa, bir an önce kılıp bitireceğiz kardeşim. Namâzını kazâya bırakan, iki suç işlemişdir.
Biri, Allahın *(namaz)* emrini yerine getirmemekdir ki, ancak kazâsını kılmakla affolur. İkincisi, o namâzı vaktinde kılmamak suçudur ki, o da, *(emr-i mâruf)* yapmakla affolur.
Meselâ bizim kitapları dağıtmak, hem *(cihâd)* dır, hem *(emr-i mâruf)* dur, hem de büyük günâhların affına sebepdir.
İdris Cebeci abimizin babası olan Salih Cebeci amcamızın namı diğer (Salih usta) gördüğü bir rüya.
Kendisi sol görüşlü ve Halk partili olan Salih Cebeci amca görmüş olduğu bu rüyadan sonra hayatında büyük değişiklikler ve dönüşümler olmuştur.
Sözü Salih ustanın oğlu İdris Cebeci abiye bırakıyoruz.
"Kurban bayramıydı.
Kurban derisi toplamaya gidiyorum dedim.
Ses çıkarmadı.
O gece rüyasında Peygamberimizi görmüş..
Bir mescidde sakallı nur yüzlü heybetli insanlar toplanmış.
Başlarında bir zat var.
Bu peygamber diyorlar, bende bu da bizim gibi insan,niye peygamber olsun diye düşünüyordum.
-Ya Resûlullah nasihat etde dinliyelim dediler.
-Size nasıl nasihat edeyim,
İçinizde hâlâ benim peygamber olduğuma inanmayanlar var deyince .
O muhakkak benimdir dedim, affet beni ya resulallah deyip eline yapışdım.
Bu rüyadan, sonra çok değişti."
MÜZEKK-İN NÜFUS DERSLERİ
SABIR VE SABRIN ÇEŞİTLERİ
Ey aziz: Bilmiş ol ki, sabır sıfatı olan kişi, gayet bahtlı kişidir. Hak teâlâ hazretleri katında mertebesi gayet ulu kişidir. Onun için Hak teâlâ bunları över: “Allâhu teâlâ, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara sûresi: 155) buyurur. Hem, bu sabır denilen şey, kişiyi hayvanlıktan insanlığa çıkarıcıdır. Bir maksat için sabredenler, elbette maksatlarına erişirler. Fakirliğe sabredenler, zenginliğe erişirler. Düşmanlarının zahmetlerine sabredenler, düşmanlarına karşı zafer bulurlar. Ayrılık zahmetlerine sabredenler, kavuşmanın mutluluğuna erişirler.
Sabır, sevincin anahtarıdır, buyurulmuştur. Sabır, birkaç türlüdür ve her birinin mertebesine göre Hak teâlâ katında ecirler vardır. Bunların her birini sana yerli yerinde anlatı vereyim, işit ve öğren de sabırlılardan ol ve inşa’allahu teâlâ bu fakir müellifi de duadan unutma.
Ey aziz: Sabır, üç mertebe üzerinedir:
BİRİNCİSİ: Şiddete ve musibete sabırdır.
İKİNCİSİ: İbadet ve tâate devamda zahmete sabırdır.
ÜÇÜNCÜSÜ: Günah işlememeye sabırdır.
(Yani, günah olacak şeylere sabredip, günah işlememektir.)
(Eşrefoğlu Abdullah Rumi hazretleri)
İnsanlar, Cenâb-ı Hakkı unuttukça, kitaplarda zikredilen dört tane felâket peş peşe geliyor. Bu dörtten başka daha kim bilir neler var. Birincisi: Cenâb-ı Hak meâlen buyuruyor ki, “Beni unutursanız rızklarınızı kısarım.” [Tâhâ, 124]
Rızklardan birincisi, îmân rızkıdır. Bugün Müslümanların en büyük sıkıntısı îmânı koruyamamak ve küfre düşme tehlikesidir. Çünkü her an insan îmânsız olabilir. Nasıl olur? Cenâb-ı Hakkın yasak ettiği bir şeye aldırış etmezse veya Onun emrettiğine ehemmiyet vermezse, yahut da İslâmiyet’i çok iyi bilmediği için ağzından yanlış bir şey kaçırırsa, kâfir olur gider. Îmân zayıflarsa tehlikeye girer, îmân edenler azalır, küfür yayılır. Çünkü Allahü teâlâya inanacaksın ki, îmânlı olasın. Her an Allahü teâlâyı hatırlayacaksın ki, îmânını koruyasın. Aşırı teknoloji, aşırı sürat insanlara Allahü teâlâyı unutturuyor. Allahü teâlâ unutuldukça, îmânsız olma tehlikesi başlıyor.
İkincisi; sıhhat rızkı. Evde hasta olmayan kimse yok. Her ailede mutlaka bir veya birkaç hasta var. Hastaneler artıyor, ilaçlar, doktorlar artıyor. Neden artıyor? Çünkü Allahü teâlâ unutuluyor. Demek ki, Allahü teâlâyı unutan insanlar arasında bir de hastalık yaygınlaşıyor. Meselâ, kanser yoktu veya bu kadar yaygın değildi. Bu kadar doktor, bu kadar tıp, bu kadar ilaç ama, o nispette hastalık.
Üçüncüsü; mal, bereket rızkı. Eskiden bir baba çalışırdı, aynı evde gelinler, torunlar, kızlar, hepsi rahat yaşarlardı. Şimdi ailenin bütün fertleri çalışıyor ama hepsi geçim sıkıntısında.
Dördüncüsü; merhamet, insan hakları hürriyet rızkı. O da kalktı. Bugün kimsenin kimseye merhameti kalmadı. Hiç kimse kimseye acımıyor, herkes nefsim diyor. Bu da Allahü teâlâyı unutmanın cezasıdır. Beni unutursanız, rızkınızı daraltırım buyuruyor, yok ederim buyurmuyor. Ya yok etseydi? Merhamet ediyor, imkân veriyor. Kulum döner, beni tekrar hatırlar diye.
(Enver Bin Nazif rahmetullahi aleyh)
*Hüseyin Hilmi bin Saîd hazretleri buyuruyor ki:*
Ben Kuleli’de hoca iken, öğretmen iken talebelere, bir sırası geldi de dedim ki: *(Üç şey insana neş’e verir, sıkıntıyı kederi giderir. Yeşilliğe, güzel yüze, akar suya bakmak.)*
Ama *(nefse)* güzel gelen şeylerle, *(rûha)* güzel gelen şeyler, birbirine zıtdır. Birine *(tatlı)* gelen, öbürüne *(acı)* gelir.
Bu ikisini, birbirine karışdırmamalıdır. Nefse güzel gelen şeyler, insanı *(Cehenneme)* götürür. Avrupa’da Amerika’da tabâbet, yâni tıp ve fen ileri. Abdülhakim Efendi hazretleri buyurdular ki:
(Avrupa’da, Amerika’da fen var. Dîni de iyi biliyorlar. Bildikleri hâlde inkâr ediyorlar. Buradaki câhillerde ise fen de yok, dîni de bilmiyorlar. Bilmedikleri hâlde inkâr ediyorlar.)
Böyle müslümânlar arasında yaşayıp da, inkâr eden münâfıklar, Cehennemde kâfirlerden daha aşağı derekelerde yanacaklar kardeşim.
*(Kalbler, ancak Allahü teâlâyı anmakla râhat olur.)* Âyet-i kerîmedir bu. Demek ki, kalbin şifâsı, *(zikr-i ilâhî)* ile olur. Burada anmak buyuruluyor, yâni kalben hâtırlamakdır bu, dil söylemez.
Bir de dil ile söylenen *(zikr)* vardır. Dil ile zikir, sevap kazanmak için olur. Dil ile değil de, kalb ile olursa, kalbi temizlemek içindir. Şimdi insanlar, *(Kalbim temiz, sen kalbe bak)* diyorlar.
Kalbin temiz olmasının alâmeti, islâmiyete uymakdır. Hem islâma uymıyacaklar, hem de kalbleri temiz olacak! Olur mu öyle şey? Her kabdan, içinde olan dışarı sızar.
Kalbi, yâni kabı *(iyi)* şeylerle dolu olursa, o kişiden hep *(iyilik)* ler görünür. Kabında, yâni kalbinde *(kötü)* şeyler varsa, o kişiden de hep *(kötülük)* ler meydana gelir.
Yemekten sonra birinin elini açıp dua etmesi ve diğerlerinin âmin demesi hakkında ne bir hadîs ve ne de selef-i sâlihînden bir haber işitilmiştir. Fakat beis olmaması umulur.
(Berika, Âfâtü’l-Batn)
İmam Mücâhid hazretleri buyurdular ki, Nasıl melekler çok ve her biri bir işle vazifeli ise, İblis’in soyundan çok sayıda şeytan vardır. Meselâ Şibr, musibetlere isyan edilmesi; Aver, zina; Mebsut, yalan; Dâsim, gazap; Hanzeb, namaz, Velhân, abdest hususunda insana vesvese vererek günaha sevkederler.
(Berika, Bid’at ve Vesvese bahsi)
Hüseyin Bin said hazretleri buyurdular ki:
Hazreti Muaviye’yi (radiyallahü teala anh) sevmemek, kötü bilmek, günahtır. Fakat umumiyetle sevmeyen kişilerin bid’at sahibi olduğu görülmektedir.Hazreti Muaviye’yi iyi bilmek, bu zamanda Ehl-i sünnetin neredeyse alâmetlerinden olmuştur.
Hüseyin Bin said hazretleri buyurdular ki:
Büyükleri sevenlere düşmanlar zarar veremezler. Evliyâ menkıbeleri muhabbeti artırır. İnsan vefât ederken zihninde bulunan din ve dünya bilgilerinin tamamı silinir. Ancak kalbe işlemiş olan bilgiler unutulmaz.