salavat-ı şerife etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
salavat-ı şerife etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bana böyle bir kerametin ihsan edilmesinin sebebi Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’a çok salâvat getirmektir

 🥀Süleyman el-Cezûlî bir gece yatağına uzanmış yatıyordu;. Gecenin yarısı olunca bir de baktı ki, hanımı yavaşça yanından kalktı. Abdestini aldı, elbisesini giyindi ve sonra da kapıdan çıkıp gitti.


🥀Hanımının bu hâlinden şüphelenen İmam el-Cezûlî hiç belli etmeden gizlice onun arkasından nereye gittiğini takip etmeye başladı. Hanımı evin kapısından dışarı çıkınca orada onu iki tane aslan bekliyor. Biri önünde biri de arkasında olmak üzere aslanlar hanımına refakat ederek, sahile doğru gitmeye başladılar.


🥀Hanımı denizin kenarına gelince, O denizin üzerinden yürüyerek sahile yakın tenha bir adacığa gitti. Orada bir müddet ibadet ettikten sonra su üzerinde yürüyerek tekrar sahile geldi. Deniz kenarında onun gelmesini bekleyen aslanlar, o gelince yine biri önünde biri arkasında eve kadar ona refakat ettiler.


🥀İmam el-Cezûlî üç gece hanımını tekrar takip edip, yine aynı olaylar cereyan edince artık daha fazla dayanamadı ve hanımıyla konuştu. Meseleyi ona açıp, bu kerametin sırrını öğrenmek istedi. Bunun üzerine hanımı tebessüm ederek:


🥀“Efendi! Demek sırrıma vakıf oldunuz. Bana böyle bir kerametin ihsan edilmesinin sebebi Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’a çok salâvat getirmektir.”


🥀Süleyman el-Cezûlî Hazretleri günlerden beri kafasını meşgul eden soruya galiba cevap bulabilecekti. Hemen hanımına sordu:


🥀“Ey Hatun! Hangi salâvata devam etmekle bu keramete nail oldun?” Hanımı kocasının bu sorusuna cevap vermek istemedi.


🥀Fakat kocası ısrarla bunu açıklamasını isteyince dedi ki: “Efendi! Bunu söylemeye müsaade yok. Ama madem söylemem için çok ısrar ediyorsun, o hâlde bu gece istihare yapayım, eğer müsaade olursa, o zaman söylerim.” dedi.


🥀O gece istihare yaptı. Ertesi sabah istihare neticesine göre kocasına durumu şöyle anlattı:


“Bu salâvatı şerifeyi açıkça söylememe müsaade edilmedi. Lâkin şuna müsaade var ki, sen bütün salâvatı şerifeleri araştır ve bulduklarını bir  kitapta cem et. Şayet benim okuduğum salâvatı şerife o kitapta mevcut ise söylerim.” dedi.


🥀Bunun üzerine Süleyman el-Cezûlî Hazretleri araştırma yapmaya başladı. Ne kadar salâvatı şerife ile alâkalı eser varsa, gözden geçirdi. İnceledi, tetkiklerde bulundu.


🥀Bu işin ehli olan zatlara danıştı ve sonuç itibariyle bulduğu tüm salâvatı şerifeleri bir araya cem ederek, onu “Delâil-i Hayrât” ismiyle kitaplaştırdı. Bu  kitabı gözden geçirmesi için hanımına sundu. Hanımı bu kitabı baştan sona okuduktan sonra eşine dedi ki:


🥀“Evet, benim okuduğum salâvatı şerifeye bir kaç yerde rastladım. Sen bunu okumaya devam et.” dedi.

...... 

Fas'tan doğan güneş

Hazret-i Hasan’ın soyundan yâni şerîflerden olan Ahmed bin İdrîs hazretleri, çok kerâmeti görülen bir velî idi. Onun en büyük kerâmeti uyanık hâlde iken de Resûlullah efendimizi görmesi ve O’ndan şifâhen salevât-ı şerîfeleri öğrenmesiydi. Kendisi şöyle anlatır: HAZRETİ HIZIR’DAN ÖĞRENDİ

Bir defâsında Resûlullah efendimizi gördüm. Yanında Hızır aleyhisselâm da vardı. Peygamber efendimiz Hızır aleyhisselâma, bana Şâziliyye yolunun dersini (edebini) öğretmesini emrettiler. O da bana Resûlullah’ın huzûrunda nasıl olunacağını öğrettiler. Daha sonra Peygamber efendimiz, Hızır aleyhisselâma sevâbı daha çok olan zikir, salevât ve istigfârları öğretmesini buyurdu. O zaman Hızır aleyhisselâm; “Onlar hangileridir yâ Resûlallah?” diye suâl etti. Peygamber efendimiz; “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah fî külli lemhatin ve nefesin adede mâ vese’ahü ilmüllah...” diye üç defâ, sonra da; “Külillâhümme innî es’elüke bi nûr-i vechillah-il-azîm.” Sonra da; “Estagfirullah el-azîm el-kerîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Gaffâr-üz-zünûb. Yâ zel-celâli vel-ikrâm” diye buyurdular. Sonra da Peygamber efendimiz bana; “Ey Ahmed! Yer ve göğün hazînelerini sana verdim. O da bu zikir, salevât ve istiğfârdır” buyurdular. Çok iltifât ve teveccühlere mazhar oldum.


AZRAİL ALEYHİSSELAMDAN MÜJDE

Ahmed bin İdrîs’in talebelerinden biri, Mekke-i mükerremede vefât etti. Onu Muallâ Kabristanına defnettiler. Defin esnâsında orada bulunan keşf sâhibi bir talebe, Azrâil aleyhisselâmın Cennet’ten bir yaygı ve büyük kandiller getirdiğini ve kabri göz alabildiğine genişlettiğini gördü. Bu hâle gıpta edip; “Keşke, öldüğümde benim için de Rabbim böyle bir ikrâmda bulunsa” dedi. O zaman Azrâil aleyhisselâm; “Sizden her biriniz, Allahü teâlânın sevgili kulu olan hocanız Ahmed bin İdrîs’in devamlı okumuş olduğu salevât-ı şerîfeler bereketiyle böyle ikrâm ve ihsânlara kavuşacaksınız. Bu talebe, vefat ederken hocanızın okuduğu şu salevât-ı şerîfeyi okudu” buyurdu. O büyük salevât da şöyledir: “Allahümme innî es’elüke bi nûri vechillahil azîm. Ellezî melee erkân’el azîm bi kadri azameti zâtillahil azîm fî külli lemhatin ve nefesin adede mâfî ilmillahil azîm salâten dâimeten bi devâmillahil azîm. Ta’zîmen li hakkıke yâ Mevlânâ yâ Muhammed yâ zel hulukil azîm ve sellim aleyhi ve alâ âlihî mislü zâlike vecma’ beynî ve beynehû kemâ. Cema’te beyner’rûh-ı ven-nefsi zâhiren ve bâtınen yakazaten ve menâmen. Vec’alhü yâ Rabbi rûhan lezzâtî min cemî’il vücûhi fid-dünyâ kablel âhira yâ Azîm.”

EDEB-İ SALAVÂT

Şifâ’da (Şifâ kitabında) mezkûrdur ki hazret-i resûlün (sallallahu teala aleyhi ve sellem) ismini zikr eden ya (da) işiden mü’mine vâcibdir ki; o halde (iken) hayatlarındaki (Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselamın sağlığındaki) meclis-i şerîflerine hâzır olmuş gibi (huzurlarında imiş gibi) hareketten sükût (hareketsiz) hudû’ ve huşû’ üzere (tevazu üzere)  ola. Cemi’i selefin (eshâb-ı kiramı görüp onlara tabi olan müslimanlar)  âdetleri bu idi. Hattâ İmâm-ı Mâlik (rahmetullahi teala aleyh) yanında (Efendimiz aleyhissalatü vesselamın ismi) zikr olundukca benzi sararub beli bükülürdü. Sebebi soruldukda

“Benim gördüklerimi görmüş olaydınız böyle dimezdiniz”dimiş.

(Mir’ât-ı kâinat)