Gazetenin ‘Türkiye’ kelimesinde bir nûr görüyorum

Enver Ören “rahmetullahi aleyh” Ağabeyimiz Buyurdu ki:

Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah! 

1532- Mıknatısı gezdirmekten başka çaremiz yok. Mıknatısı, yani Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye’yi, gazetemize abone olan her eve vereceğiz. Mıknatıs ne yapar? İçinde cevher olan metali çeker. Gazetemize, İlmihâlimize, nasibi olan sahip olur. 

Bir gün mübârek Hocam “kuddise sirruh” buyurdular ki, “Gazetenin ‘Türkiye’ kelimesinde bir nûr görüyorum. Bunu çok yaymak ve dağıtmak lâzım. İnşâallah çok kurtulan olur” buyurdular. Bunu bizim bir dağıtıcı işitmiş. Kasımpaşa taraflarında dağıtım yapıyor. Yine bir sabah abonelere gazete dağıtmaya gittiği zaman, abone olan bir evin kapısını çalıyor. Her zamanki gibi hayırlı sabahlar diyerek gazeteyi uzatıyor. Diyorlar ki, “Artık gazete getirme.” Neden? “Senin abonen ölmek üzere, yukarıda son nefesini vermek üzere.” “Ben bir abonemi göreyim” diyerek hastanın yanına çıkıyor. Hakikaten bakmış ki, adam gidiyor. Şimdi ne yapsın? Mübârek Hocamız da buyurmuşlar ya, “Türkiye kelimesinde bir nûr var” diye. Almış gazeteyi tam adamın gözüne doğru kaldırmış, bak bana diyerek gazetenin baş sayfasındaki Türkiye’yi göstermeğe. Adam da ölmek üzere fakat karşısında gazeteyi görünce Türkiye kelimesine gözlerini dikiyor. Bu sefer Allah hatırına geliyor. Allah hatırına gelince gülümsüyor, “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü” diyerek kelime-i şehâdet getirip vefat ediyor. Abi bu kadar olur, işte irşad. Ölürken Allah aklına gelmiş, inşâallah îmânla vefat etmiştir. Tabii, ‘Türkiye’ kelimesinde nûr var. İçinde evlîyaların mübârek sözleri, yazıları var. Her fırsatta Gazetemize abone bulacağız, kitaplarımızı dağıtacağız, insanların hidayetlerine sebep olmaya çalışacağız. Nasibi varsa, cevheri varsa içinde kurtulur. Allahü teâlâ hepimize son nefeste îmân selâmeti versin. Âmîn.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder