Kemâl cennetine nasıl erişilir ?

 Niyâzî Mısrî Hazretleri Mevâidü'l-İrfânında buyuruyorlar ki  :


"Cennet mekârihle çevrilmişdir" sözünde şu hakîkate işâret edilmişdir. Bir kâmilin adı uzakdan işitilir ve onunla buluşmaya iştiyâk duyulur, fakat geldikleri vakit, onun etrafını düşmanla çevrili görürler. Öyle ki her düşmanın elinde ötekindekine benzemeyen bir mızrak vardır. O mızrakları bu kâmile âşık olanlara atarlar. Yani iftiralar ederler. Onu ondan çevirmeye çalışırlar. Bu, Âdem aleyhisselâmdan günümüze kadar böyle gelmişdir. Hakîkatde, kâmilin etrafında bulunan bu düşmanlar, istidadlı olmayan kimseleri kemâl sahiblerinin yanına sokmamak için vazîfeli bekçilerdir. İşte kemâl sahibi olan zât, böylece mekârihle çevrilmiş bulunur. Onun yanına ancak kuvvetliler girebilir. Nitekim o kâmil de, maârif cennetine ve kendisine muvafık ihvânla toplanma zevkine düşmanların ezâ ve cefâsına, hasedçilerin sebeb oldukları üzüntülere sabretmek sûretiyle erebilmişdir. Çünkü âriflerin meclisi, cennet misâlidir. Nitekim Peygamber Efendimiz buyurmuşdur ki, "Eğer cennet bahçelerine uğrarsanız, meyvalarından yiyiniz". Fakat cennet mekârihle çevrilidir. 


Ehlullahdan biri Belgrad'dan bizi ziyârete gelmişdi. Önce fakîrin hasedçilerinin çokluğunu görerek bana acıdı. Fakat cuma gecesi toplanan ihvânı görüp, onların vecd ile zikretmelerini görünce çok ağladı ve şöyle dedi: "Bırak onları istedikleri kadar hâinlik yapsınlar, düşmanlık etsinler. Onların ezâlarına sabret. Çünkü bu nûr, onların üflemeleri ile sönmez, bilakis artar". Sonra Kur`ân'dan şu âyeti okudu : "يُر۪يدُونَ لِيُطْفِؤُ۫ا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ". Ve ilâve etdi : "Bu cennetin, hasedçilerden ve düşmanlardan hâlî kalmayıp onlarla kuşatılması îcâb eder. Bu insanlar bunun etrafındaki mekârihi yarıp buraya girmeye kudretleri olmadığından dolayı, hasedleri ve düşmanlıkları artmakdadır. Fakat onların hasedleri ne kadar artarsa, bu nûr da o kadar artar. Onların senin hakkındaki davranışlarına üzülme".


Hâsılı, kâmil, kemâl cennetine cehd-i kesîr ve sabr-ı cemîl ile vâsıl olabilir. Onun hasedçilerinin kötülükleri ile çevrili bulunan sohbet-i cennetine de kâmilin zâtında veya meclisinde bulunan mekârihe ayıplama gözlerini kapatan, o hasedçilerin sözlerine kulak asmayan kimselerden başkaları giremez. 


Fakîr der ki, Mısır'a gidip Şeyhûniyye'de şeyhime bîat etdiğim zaman, oranın fukarâsı sayılamayacak kadar çokdu. Bunlardan bazıları, şeyhime kendi şeyhi zamanından kalmış idi. Şeyhin selefinden kendisine intikâl eden mürîdlerden biri bana gizlice yaklaşdı ve dedi ki : "Ben seni irâdende sâdık görüyorum ama bu şeyh senin zannetdiğin gibi kâmil bir şeyh değildir. Ben sana nasîhat ediyorum, senin aradığın onda yokdur. Beni dinlersen onu bırak ve kendine kâmil bir şeyh ara ki ancak o zaman murâdına erersin". Ve şeyh hakkında birçok ayıplar saydı. Ona dedim ki, "Şimdi onun kâmil olduğuna yakînen inandım". Gerçekden de üç yıl onun hizmetine devam etdim ve onu Tarîk-i Kâdiriyyede kâmil bir şeyh buldum. Allah'a hamd olsun ki onun sâyesinde murâdımın icmâline nâil oldum. Ve tafsîline de başka bir şeyhin, Şeyh Sinân Elmalı'nın hizmetinde erişdim. Kuddise sırruh. Ve onun mekârihini, evvelkinin mekârihinden ziyâde buldum. Kezâ zevkleri de farklı idi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder