Mevlânâ Abdurrahman Câmî etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mevlânâ Abdurrahman Câmî etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

REŞHA-105

 Bir gün bir küstah [patavatsız] kimse, zühd ve takvâdan dem vurdu. Mevlânâ hazretlerinin meclis-i şerîfine gelmiş idi. Yemek getirdiler. Nasılsa tuzluk koymamışlardı. O kişi, hizmet edenlere, tuzluk getirin de yemeğe tuz ile başlayalım, dedi. Mevlânâ hazretleri şaka yollu: "Ekmekte de tuz vardır" buyurdular. Sonra yemek yemekle meşgul oldular. O esnada aynı kişi, bir kimsenin ekmeği tek eliyle parçaladığını görüp, ona ekmeği bir eliyle parçalamak mekrûhdur dedi. Bunun üzerine Mevlânâ hazretleri buyurdular: yemek yerken sofrada bulunanların eline ve ağzına bakmak, ekmeği bir eli ile kesmekten daha çok mekrûhdur.  O adam sustu, kaldı. Bir zaman sonra yine söylenmeğe başladı ve dedi ki, yemek yerken konuşmak sünnettir. Mevlânâ hazretleri buyurdular ki, çok konuşmak mekrûhdur. Artık bir daha meclisin sonuna kadar konuşmadı. 

(Mevlânâ Abdurrahman Câmî kuddise sirruh)

[Reşahât, sf: 229]

Pırlik [ihtiyarlık] zamanı yiğitliğin ahiretidir

 REŞHA-104

Buyurdular: Pîrlik [ihtiyarlık] zamanı yiğitliğin âhiretidir. Yiğitliği [gençliği] nasıl geçirirse, ihtiyârlık zamanında onun eseri [izleri] simâlarında görünür.

(Mevlânâ Abdurrahman Câmî kuddise sirruh)

[Reşahât, sf: 229]

REŞHA-103

 Buyurdular: Kimi insanlar keyflenmek ve hoş hâl olmak için içki ve uyuşturucu kullanırlar. Şarab içen nerede ise İslâmdan çıkar, yahut yırtıcı canavar olur. İnsanlar ondan muzdarip olur. Uyuşturucu yiyen merkeb veya sığır olur. İştihasını izhar edip yemek yemekten başka şey bilmez. Böyle hâllere, huzûr ve keyfiyet [kendinden geçme hâlleri veya ma'nevî haz ve zevkleri tatma] ismini koymuşlar. Hiç uyanıklıktan ayıklıktan yüksek bir keyfiyet olur mu! Kişinin kendi hâlini bilmesi, her yaptığından haberdar olması ne güzel bir hâldir. Huzûr ve keyfiyeti içki ve uyuşturucu gibi [gayr-i meşru'] şeylerde arayanlar, sadece görünüşe, bir mâli hülyaya kapılmış,huzûr ve keyfiyetin ne demek olduğunu, ma'nevî haz ve kalb zevk ve şevklerden, aldatıcı huzuru ayıramayan bedbahtlar me'alesef her devirde bulundukları gibi, nice iyi denebilecek adamlar bile bu gibi şeylere tutulmuştur.

(Mevlânâ Abdurrahman Câmî kuddise sirruh)

[Reşahat, sf: 229]

Tasavvuf söz ile değil hal iledir

 REŞHA-95: Bir kimse kendilerine suâl edip: Zât-ı âliniz tasavvuf sözlerini az söylersiniz. Bunun sebebi acaba nedir? Dedi. Buyurdular: Farzedin ki, az bir zaman birbirimizi aldatmışız. Ya'nî tasavvuf hâl ile olan bir şeydir. Kale [söze] getirmek mel'âbadır [oyuncak hâline getirmektir]. Ancak iki gönül sâhibi kendilerinin sülûkünden bahsetmek için bu dil ile konuşurlar.

(Mevlânâ Abdurrahman Câmî kuddise sirruh)

[Reşahât,sf: 226]

Evliyânın kudsî sözleri

 REŞHA-96: Buyurdular: Evliyânın kudsî sözleri, hakîkat-i Muhammediyyenin kandilinden alınmıştır. Kur'ân ve hadîse ta'zîm vâcib olduğu gibi, evliyâ sözlerine ta'zîm ve hürmet lâzımdır. Kendi seâdetini isteyen kimse, evliyâ sözünü edeb ve hürmetle ta'zîm etmelidir.

(Mevlânâ Abdurrahman Câmî kuddise sirruh)

[Reşahât, sf: 226] 

Huzur ve afiyet

 REŞHA-90:

Bir gün bir kimseye, ne iş yaparsın? Sordular: "Huzurum var. Ayağımı afiyet eteğine çekmiş, kendi köşemde oturmaktayım" dedi. Buyurdular ki, huzur ve afiyet o değildir ki, ayağını bir beze sarıp bir köşede oturasın. Afiyet, nefsinden, benliğinden kurtulmaktır. Ondan sonra istersen bir bucakta otur, istersen halk içinde ol!

(Mevlânâ Abdurrahman Câmî kuddise sirruh)

[Reşahât, sf: 225]

REŞHA-89

 Reşha-89:

Buyurdular: Bütün miskinlere ve dilencilere şefkat ve merhamet etmeli, lokmayı iyiden ve yaramazdan esirgememeli, onu yaradanın ve var edenin kim olduğuna bakmalıdır. İhsân etmek isteyince, Cüneyd ve Şiblî'ye ihsân etmek lâzım değildir. Himmeti yüksek ve takvâ ehli olan kimse, hiç dilencilik ile bir kimsenin kapısına gelir mi, dememelidir. O bilinmeyen elbisesinin içindekini veya örtünün altındakini, kim bilir kimdir,hâli nedir. Onun kerâmet ehli bir velî olmadığı nereden ma'lûm. Zirâ Hak sübhânehû ve teâlânın velî kulları ekseriya hallerini gizlemek için, fukara ve miskin halinde görünürler.

(Mevlânâ Abdurrahman Câmî kuddise sirruh)

[Reşahât, sf:225]

Asalet nedir?

 REŞHA -87:

Buyurdular: Hakîkat sâhiblerine göre asalet, kişinin baba ve dedelerinin ümerâ ve vüzerâ cinsinden olmasında, yahud zâlim ve fâsıklardan anılmalarında değildir. Asâlet güzel bir cevherden ibâret olup insanın zâtında bulunur. Selîm hilkat, temiz ve güzel tabîat ve ahlâk gibi.  Halkın, asâlet sandıkları şey bed [kötü] asıllılıktır [asaletsizliktir].

(Mevlânâ Abdurrahman Câmî kuddise sirruh)

[Reşahât, sf: 224]

REŞHA-91

 Buyurdular: Civânmerdliğin alâmeti, kişinin dâima üzüntülü ve mahzûn olmasıdır. Hak teâlânın huzûrunda işsiz oturmak ma’kul değildir. Hüznü ve üzüntüsü olmayandan gaflet kokusu gelir. Üzüntü ve hüzünlü olandan ise, cem'iyyet ve huzûr râyihası gelir. Hâcegân hazretlerinin nisbeti ekseriyâ hüzün ve üzüntü şeklinde zâhir olur.

(Mevlânâ Abdurrahman Câmî kuddise sirruh)

(Reşahât,sf:225)