İMÂN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İMÂN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İMÂN

Efendim! Mektûb-i âlinizin ibtidalarında îman-ı kâmil bahsi vardır.İmân hâsıl olunca,zâten kâmildir.Zirâ ziyâdelik ve noksanlık kabûl etmez.Mâhiyet itibârı ile ne zâid ve ne de nâkıs olur.Zâid ve kâmil olması inkişâf ve incilâ [parlaklık] itibâriyledir.

İmânın mâhiyeti: Server-i Âlem sallallahü teâlâ aleyhi ve sellemin risâlet ve nübüvvet itibâriyle getirdiği akaidi,akla,hikmete ve felsefeye havâle ve ihâle etmeksizin,îkan ve itikad ve tasdîk etmekle hâsıl olur.Veyahûd resûl ve aklı birlikte tasdîk etmiş olur.Akla uygun olmak itibâriyle tasdîk ve îkan ederse,aklı tasdîk etmiş olur. Ol vakit risâlete itimad-ı tâm hâsıl olmaz. İtimâd-ı tâm hâsıl olmayınca,mâhiyyet-i îman tecezzi [bölünme] kabûl etmediğinden dolayı imân olmaz.Belki akıl Resûlün tebliğine muvâfık olursa, akl-ı kâmil ve akl-ı selîm olur.Ya'ni kemâl-i istifâde eder.

Mesâil-i itikadiyye hikmete havâle olunup,hikmet kabûl ederse,tasdîk eder,kabûl etmezse ve yahud tereddütde bulunursa,ol vakit hakîme îman etmiş olur.Resûle tam itimâd etmemiş olur ki,bu takdîrde,îman,değil yalnız kâmil olmak,îman olmaz.Zîra îman parçalanmaz,bölünmez,ziyâdelik ve noksanlık [artma,azalma] kabûl etmez.

Dînî mes'eleler felsefe ile muvâzene edilirse [dartılırsa,ölçülürse] yine bir filosofu tasdîk etmiş olur.Resûle tam itimâd etmemiş demektir.

Hâsılı,îman,Resûl-i ekmel sallallahü teâlâ aleyhi ve sellemin indi ilâhiden risâlet ve nübüvvet itibâriyle umûm ibâda [bütün kullara] getirdiği ve tebliğ buyurduğu ahkâmın kâffesine min hays-ül mecmû' [topyekün] itimâd ve itikad etmekle hâsıl olur.Bu ahkâm ve akaidin birisinde tereddüd ve inkârı var ise,mümin olmaz.Zira hükümde resûlu tasdîk ve yahud itimad etmemekle,resûlü adem-i sıdk [doğru söylememekle] ithâm etmiş olur ki,bu da naksdır [noksanlıktır].Noksanlık ise,nübüvvet ve risâlete mubâyin ve mugayırdır [tersdir].

Dinde müttefekun aleyh olan mes'elelerden birisinde tasdîk hâsıl olmadı ise, ki ekseriyâ böyle oluyor,bu mes'elede murâd-ı ilâhî murad-ı Resûlullahı [sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem] nasıl ise,öylece îman ve îkan ve itimâd ettim der ve şübhesini izâle edecek bir zâtı fevren [acele olarak] arar.İlminde ve dinde vusûk  [sağlam] ve tam itimâd sâhibi,zeki,fatin [anlayışlı],ârif,müttaki,vâkıf [vukufu çok],müşkülâtı halle muktedir bir zât bulur,sorar.Aldığı cevâba itminan hâsıl olunca,artık öylece îman ve îkan eder.Böyle bir zâtı aramak farzdır.Tesâdüfe bırakmaz. Fevren [hemen] arar.Bulamadı ise,veyahûd bulupda,tatmîn edilmedi ise,Allahu teâlânın ve Resûlunun irâde ettiği gibi inanır.Müşkülünün hallini Hak teâlâdan tazarru'la istirham eder.Buna binâendir ki,her yerde böyle müşkülü halle muktedir [çözebilen] bir kimsenin bulundurulması farz-ı kifâyedir.Felâsifenin itirazlarını,felsefe fennî kaidelerine göre halle muktedir,hükemânın itirazlarını hikmet kavâidine nazaran halle kadir,edyân-ı bâtılanın itirazlarını dinlerinin butlânını [bâtıllığını] isbâta muktedir,mu'tezile ve rafîzîler tarafından gelen itirazlara, ona göre cevâba kadir ve târih-i âleme [dünya târihine] vâkıf,ulûm-ı riyâzıyede [matematikte] mâhir,enva'-i ulûm-i islâmiyyede nahrîr [derin] kâmil bir kimse bulundurmak lâzımdır.

Böyle olmaz ise din mu'terizlerin [itiraz sâhiblerinin] elinde oyuncak olur.Diledikleri vecihle [şekilde] te'vil ve tefsir ederler.Kimseyi dalâletten kurtaramazlar.

Seyyid Abdülhakîm Arvâsî (Kuddise Sirruh)