İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin türbesi girişindeki fârisî beyit


İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin türbesi girişindeki fârisî beyit ;
چه عالی شان دربار امام دین ربانی *
ملآئک صف به صف ایستاده اینجا بهر دربانی *
İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin eşiği ne yüce*
Melekler saf saf her türbedâr ile ayakta burda *

Mevlana Halid-i Bağdadi'nin (kuddise sirruhu) Osmanlı Sultanına Duası

Mevlana Halid-i Bağdadi'nin (kuddise sirruhu)Osmanlı Sultanına Duası
“Allahım! Büyük himmet sahibi olan padişahımızı koru. Onu gaybın askerleriyle destekle. İslâm dinini muhâfaza etmeye yardım eyle. Günler devam ettiği müddetçe ehlinden ona halef olabilecek kimseleri pâyidar eyle. Karada ve denizde askerlerini muzaffer eyle. Vezirlerini, yardımcılarını ve elçilerini ıslah eyle. Sultanımızı ve yardımcılarını, beldelerin imarına ve insanların huzuruna sebep kıl, onlarla sünnet-i seniyyeyi ihya ettir. Parlak ve açık nebevî şerîatın alâmetlerini onlarla yücelt. Sultanın düşmanı dinin düşmanı olduğundan düşmanlardan yardımını kes ve onları rezil ve rüsva eyle. Dinden çıkan ve emrinden uzaklaşanları helak et ve köklerini kurut. Hayatta olanları helak olanlara ilhak et.Selamet ve afiyeti üzerimize, hacılara, savaşanlara, düşmana karşı hazır kıta gibi bekleyenlere, yolculara, karada ve denizdeki Hazreti Muhammed (salallahu aleyhi ve sellem) ümmetine takdir eyle. Allah’ın salat ve selâmı Peygamberimizin âl ve ashâbının üzerine olsun. Hamd âlemlerin Rabbı olan Allah’a mahsustur.” (Muhammed Es’ad Sahib, Buğyetü’l-vâcid fî mektûbâtı hadreti Mevlânâ Hâlid, Matbaatu’t-terakkî, Dimaşk 1334, s. 166-171 )

Ahmed Mekki Üçışık Efendi'nin Rabıta-i Şerife risalesinin arka sayfasına mübarek el yazıları ile ilave buyurdukları yazı


Abdülhakim Arvasi Üçışık Efendi Hazretleri'nin mahdum-u mükerremi Ahmed Mekki Üçışık Efendi'nin, babasının te'lifi olan Rabıta-i Şerife risalesinin arka sayfasına mübarek el yazıları ile ilave buyurdukları yazı:

Ve ilâ rûh-i şeyhinâ el-muhâciru’l-garîb, el-mazlumu’ş-şehîd, mevsulu’l-âşikîn, delilu’l-vâsilîn, melâzi’t-tâlibîn, melceu’s-sâlikîn, hâtimetu’s-silsileti’l-aliyeti’n-Nakşibendiyeti; en-nâşiru’l-ahkâmi’l-İslâmiyeti inde şiddeti’l-kufri, ve’d-dalâli ve’l-irtidâi; keennehu bunyanun mersusun. Manzûr-u Nazar-i Pirân-i Kirâm, mevlânâ ve delilunâ ilâllâhi, Et-Tabibu’ş-Şâfî li’l-kalbi’l-kâsî eş-Şeyh es-Seyyid Abdulhakîm el-Arvâsî Kaddesellâhu Taâlâ esrarehu’l-azîz.

Türkçe tercümesi:

Ve (ayrıca) şeyhimiz garip (olan) muhacir, şehid (olan) mazlum, aşıkları kavuşturan, ulaşanlara yol gösteren, isteklilere korunma (yeri), saliklere (yola girmişlere) sığınma (yeri), yüce Nakşibendi silsilesinin sonuncusu, küfrün, dalaletin (sapıklığın) ve irtidadın (dinden çıkmanın) şiddetli anında sağlam bir bina gibi İslam ahkamını neşreden (yayan), Manzûr-u Nazar-ı Pîrân-i Kirâm (keremli pirlerin//mürşidlerin nazarlarının//bakışlarının hedefi), sahibimiz ve ALLAH’a giden yolu gösterenimiz, kasvetli (daralmış) kalplerin şifasının tabibi (olan) Eş-Şeyh es-Seyyid Abdulhakim Arvasî’nin de (Yüce ALLAH onun yüksek sırlarını mukaddes kılsın) ruhuna (olsun).

Not: Tercüme için Takyeddin Zahid Arvas Bey'e teşekkürler.

UYAN EY GÖZLERİM GAFLETTEN UYAN



Bir sabah namazını kaçıran Sultan 3. Murat Han'ın hicranını seslendiren Fransa'daki Türk işçisi abimiz, dinleyenlerde bıraktığın etki hürmetine Rabbim seni sevdiği kullarıyla bir eylesin.
....

Uyan ey gözlerim gafletten uyan 
uyan uykusu çok gözlerim uyan 
Azrail’in kastı canadır inan 
uyan ey gözlerim gafletten uyan 
uyan uykusu çok gözlerim uyan

Seherde uyanırlar cümle kuşlar 
dill-u dillerince tesbihe başlar 
tevhid eyler dağlar, taşlar, ağaçlar 
uyan ey gözlerim gafletten uyan 
uyan uykusu çok gözlerim uyan

Semâvâtın kapıların açarlar 
mü’minlere rahmet suyun saçarlar 
seherde kalkana hülle biçerler 
uyan ey gözlerim gafletten uyan 
uyan uykusu çok gözlerim uyan

Bu dünya fanidir sakın aldanma 
mağrur olup tac-u tahta dayanma 
yedi iklim benim deyu güvenme 
uyan ey gözlerim gafletten uyan 
uyan uykusu çok gözlerim uyan

Benim, murad kulun, suçumu affet 
suçum bağışlayıp günahım ref’et 
rasûl’ün sancağı dibinde haşret 
uyan ey gözlerim gafletten uyan 
uyan uykusu çok gözlerim uyan

Sultan III. Murad

Zimem Defteri


Hiç tanımadığınız bir mahallenin hiç tanımadığınız bir bakkalına gidip hiç tanımadığınız birinin borcunu ödemek!.. "Zimem Defterleri"

Seyyid Emin Garbi Arvas


Seyyid Emin Garbi Arvas: Seyyid Fehîm efendinin torunu ve Efendi hazretlerinin talebesinden Van müftisi Seyyid Ma’sum efendinin oğludur. Annesi Ayşe hanım Seyyid Hamid paşanın kızıdır. Şeyh Said isyanını müteakib, 1928 senesinde ailece sürgüne tâbi tutuldukları bir sırada, Konya’da dünyaya geldiği için Garbî ismiyle mevsumdur. Babaları Marmaris’e gönderilmişti. Bunun üzerine dayısı Van meb’usu İbrâhim Arvas annesiyle kendisini alıp yanına götürdü. Yazları İstanbul Emirgan’daki bir evde kalırlardı. Müteaddid defalar Seyyid Abdülhakîm Arvasi kuddise sirruhu hazretlerini görmüş, kıymetli teveccühlerine kavuşmuş idi. Bebek iken Seyyid Abdülhakîm Efendi’nin yanına getirmişler ve Seyyid Abdülhakîm Efendi hazretleri, hanımına: "Bu çocuk kimin torunudur bilir misin?" diye sordular. Hanımı, “Seyyid Fehîm hazretlerinin torunudur” cevâbını verince, Efendi hazretleri; "Yalnız o kadar mı? Bu öyle bir zâtın torunudur ki, salıncağının bir ipini annesi boynuna taksa, bir ipini de sen boynuna taksan ve ben de sabahlara kadar sallasam, hakkını edâ edemeyeceğim bir büyüğümün torunudur" buyurdu. Efendi hazretleri vefatlarından az evvel İzmir’den Ankara’ya geldiklerinde kendilerini istasyonda karşılayarak Fâruk Işık beyin evine getirmişlerdi. Bu zaman zarfında da kendilerini çok ziyâret ettiler. Heybetli, ma’lûmâtlı, neş’eli, hoş sohbet, edib, cömert bir Osmanlı beyefendisi idi. Âilesi içinde sıfatı da zâtı gibi kıymetli olanlardandı. Garbî bey Ziraî Donatım Kurumunda idareci olarak çalışmış; tekâüde ayrılmış; ömrünün son zamanlarını İstanbul’da geçirmiştir. Hac dönüşü bıraktığı sakalı ile görenler, muhterem babalarına en çok benzeyen oğulları olduğunu teslim ederdi. 2000 senesinde kalb rahatsızlığından vefat etti. Bağlumdadır. Efendi hazretlerinin torunu ve dayızâdesi Seyyide Ümmü Gülsüm hanım ile evlidir. Ümmü Gülsüm hanım, emsâline az rastlanır kıymette, asil, afife, fedâkâr bir hanımefendidir. Murad Ma’sum ve Abdülhamid isminde iki oğulları vardır.

Bu su içilmez mi?

Hâbil efendi anlattı: Menemen’de sonraları Bâyezîd câmii imamı ve reisü’l kurrâ olarak şöhret kazanan hâfız Abdurrahman Gürses de vardı. Seyyid Abdülhakim Efendi hazretleri, kıraatini beğendiği bu on sekiz yaşındaki genci namazda imam yaparak kendisine iktidâ etmişti. Oradaki imamlar, hocalar taaccüb ettiler. Babam Mustafa Kaptan da bunu Efendi hazretlerine haber verince, “Kaptan! Boru temiz, içinden akan su da temiz, bu su içilmez mi?” buyurdu.

Çekdiğim cevr ü sitem senden midir benden midir

Çekdiğim cevr ü sitem senden midir benden midir 
Nâr-ı hicrandan mıdır yâ âlî ihsandan mıdır 

Bî-vefâ olmuş kamu işbu cihanın dilberi 
Tab'-ı tohmundan mıdır yâ hükm-i sultândan mıdır

Sûre-i Seb'ul-Mesânî dilberin vechindedir 
Nakşı insandan mıdır yâ sun'-ı Rahmân'dan mıdır 

Mâh cemâlin arz edip âşıkların canın alır 
Hüsnü me'vâdan mıdır yâ şâh-ı Ken'ân'dan mıdır

Bir güzel tahtını kurmuş mülk-i hüsne hükm eder 
Taht-ı zîverden midir yâ kuvvet-i kândan mıdır 

Ruhlerinin revnakı aklım perîşân eyledi 
Nûr-ı esvedden midir yâ küfr ü îmândan mıdır 

Pîr-i Sâmi'nin kelâmı bizlere verir hayât 
Sohbeti candan mıdır yâ gizli canandan mıdır

Kaşlarıyla kipriği zülfü beni mest eyledi
Verd-i ahmerden midir yâ dürr ü mercandan mıdır 

İlm ü hikmet sözlerinden dem urursun 
Salihâ Bilmezem senden midir yâ bahr-i irfandan mıdır

(Salih Baba)

Cevr = Ezâ, cefa, eziyet.

Nâr-ı hicran = Ayrılık ateşi.

Âlİ ihsan = Yüce ihsan.

Bî-vefâ = Vefasız.

Kamu = Herkes.

Dilber = Sevgili.

Tab-ı tohum = Parlak, halis tohum.

Sûre-i Seb'ul-Mesânî dilberin vechindedir = Fatiha sûresi güzelin yüzündedir.

Sun'-u Rahman = Allah'ın işi

Mâh = Ay.

Hüsnü me'va = Güzellik makamı.

Şah-ı Ken'an = Hz. Yusuf.

Mülk-i hüsn = Güzellik mülkü, ülkesi.

Taht-ı ziver = Süslü taht.

Kuvvet-i kân = Madenin kuvveti, halisiyeti.

Ruh = Yanak, yüz, çehre.

Revnak = Parlaklık.

Nur-ı esved = Siyah nûr.

Verd-iAhmer = Kızmızı gül.

Dürr ü mercan = İnci ve mercan.


Bahr-i irfan = İrfan denizi.

SÜLEYMAN KUKU EFENDİNİN BİR HATIRASI

Her gece yatmadan yedi Ayet-el kürsi okurdum. Bir gece yorgundum, üç defa okuyabildim. Hem az okudum, diye üzüldüm, hem de öyle üzüntülü uyudum. O gece ilk defa Efendi hazretlerini rüyada gördüm: Yanına gittim. Elini öpmek istedim. El öpmek yok, buyurdular. Efendim, ben Hüseyin Hilmi beyin talebesiyim, dedim. Öyleyse, öp buyurup elini uzattılar. Ben de öptüm ve o heyecanla uyandım ve tekrar uyudum. Baktım, kalkıp bir yere doğru gidiyorlar. Yürüyüp yetiştim. Beraber bir caminin şadırvanına geldik. Buyurdular ki: "Evladım, ben şimdi abdest hazırlığı yapacağım. Sen de kalk sabah namazını kıl. Pijamaların temizdir, pijamalarınla kıl." Uyandım, sevinçten gözümden yaşlar aktı. Kalktım, baktım ki, tan yeri yeni ağarıyor. Efendi hazretleri beni namaza uyandırdı, ne kadar sevinsem değer, dedim ve abdest alıp, pijamalarımla namaz kıldım.
KAYNAK: Gün batarken gördüğüm son ışık, sahife no:232

Eşini üzen aslında kendini üzer

Evlilikte mutlu olmanın bazı sırları vardır. Bunlara dikkat edersen rahat edersin.Hanımını, iyi havalarda, çayırlara, su kenarlarına, haram bulunmayan ve kalabalık olmayan yerlere götürmeli, gezdirmeli, hava aldırmalısın.Hanımına Kur’an-ı kerim okumasını, farzlardan, haramlardan, ona lazım olanları öğretmelisin. Zira Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını bilmeyen ve hanımına ve çocuklarına öğretmeyen kimse, Cehennemde azab çekecektir. Onun ihtiyaçlarını temin etmeli, hiç olmazsa haftada bir kere tatlı yedirmelisin. Nafaka temininden aciz olanın evlenmesi haramdır.Mesela yapamayacağınız şeyleri bile söz vererek gönlünü alın. Çünkü o, evinde kapalı, başkalarından ümitsiz ve yalnız size alışmış olan biricik dostunuz, dert ortağınız ve aşçınızdır.Çocukları terbiyede, ona yardım ediniz. Çünkü, bebek, anasına, gece gündüz ağlayıp, hiç rahat vermez. Onu insafsızca üzen bir alacaklıdır.O halde, ona imdat edene, Allahü teâlâ yardım eder. Hanımının nafakasını sıkmamalı, israf da etmemelisin. Ailenin nafakasına verilen paranın sevabı, sadaka sevabından daha çoktur.Hanımın kızınca, sen sus. Böyle yaparsan o pişman olup, özür dilemeye başlar. Çünkü kadınlar, zayıftır. Susunca mağlup olurlar.Hanımının iyiliği çoğalıp, her işi seve seve yapınca, ona dua et ve Allahü teâlâya şükret. Çünkü, uygun bir kadın büyük nimettir. Hanımınla öyle ol ki, “Beyim beni herkesten çok seviyor”, bilsin.Bakkal kasap, çarşı, pazar işlerini asla ona bırakma oğlum. Evin idaresinde onun fikrini sor. Ama dışarıdaki, büyük işleri söyleyerek, onu üzme! Akşamları eve gelince hanımına selam vermeli, yani selamün aleyküm demeli ve nasılsın? diye hatırını sormalısın. Eğer üzüntülüyse, onu çok sevdiğini, acıdığını söyleyip halini sormalı, tatlı şeyler söylemelisin.Zaruret olmadıkça, hanımını boşamamalıdır. Zira Allahü teâlâ, bütün mubahlar, yani izin verdiği şeyler içinde yalnız boşamayı sevmez.Evliyadan birinin zevcesi, huysuz idi. Buna hep sabrederdi. Yakınları kendisine;- Niçin bu kadının derdini çekiyorsunuz? Boşayıp, iyi huylu bir hanımla evlenseniz! dediler.Cevap olarak;- Eğer onu boşarsam, ona sabredemeyen biri alır da, ikisinin birden felakete düşmelerinden korkarım, buyurdu. Hanımının cahilce hareketleri için daima uyanık ol evladım!. Evde hakim ve amir erkek olmalıdır. Kadın değil.Hanımının, günah olmayan kusurlarını görmemezlikten gel. Günah iş ve sözlerden vazgeçmesini ve namaza, oruca ve gusül abdesti almaya devam etmesini, tatlı ve yumuşak sözlerle nasihat et! Kıymetli elbise ve ziynet eşyası alacağını vaad ederek ibadetleri yaptırmaya çalış.Onun ayıp ve sırlarını, herkesten gizle! Onunla bazen latife yap, şakalaş.Mesela Allahü teâlânın Sevgilisi, hanımlarına karşı insanların en zarifi idi. Hatta bir kere Aişe validemizle yarış ettiler. Aişe validemiz geçti. Bir daha yarış ettiklerinde, Server-i alem geçti. Müslümanın, hanımı ile böyle şeyler yapması, boş ve günah değildir, sevabtır.Onlar, erkeğe emanet olunmuşlar, gülerek, tatlılıkla geçinmek için alınmışlardır. Aklı olan erkek, hanımını üzmez. Hayat arkadaşını üzmek, incitmek, ahmaklık alametidir.Çünkü zalim ve huysuz kimsenin hayat arkadaşı devamlı üzülerek asabı bozulur. Sinir hastası olur. Sinirler bozulunca, çeşitli hastalıklar hasıl olur. Hayat arkadaşı hasta olan bir eş, mahvolmuş, saadeti sona ermiştir.Çünkü eşinin hizmetinden, yardımlarından mahrum kalmıştır. Ömrü, onun dertlerini dinlemekle, ona doktor ilaç aramakla, ona, alışmamış olduğu hizmetleri yapmakla geçer. Bütün bu felaketlere, bitmeyen sıkıntılara, kendi huysuzluğu sebep olmuştur. Hanımının ahlakında bir değişiklik görürsen, kabahati kendinde bul ve “Ben iyi olsaydım, o da böyle olmazdı” diye düşün.Büyüklerimiz; (Bir kimse, ailesinin huysuzluğuna sabrederse, altı şey, ziyandan kurtulur) buyurmuştur.Çocuk dayaktan, tabak bardak, kırılmaktan, ahırdakiler dövülmekten, kedi sövülmekten, misafir gücendirilmekten, elbise yırtılmaktan kurtulur evladım. Bir hanım, namazını kılıyor, kendisine itaat ediyor, yabancı erkeklere açık saçık görünmüyorsa, Cennet nimetidir. Kıymetini bilmeli, onu üzmemelidir.Ona, gamını, kederini, düşmanlarını, borçlarını söylememeli, yanında ve olmadığı zamanlarda, hep hayır dua etmeli, fena dua etmemelidir.Çünkü o, gece gündüz onun için çalışmakta, onun ekmekcisi, aşçısı, terzisi, malının bekcisi, yoldaşı ve onun sonsuz arkadaşıdır.Ana babaya, kayın valide ve kayın pedere hürmet ve hizmet etmek, birinci vazifeniz olmalıdır. Büyüklerin rızasını, duasını almaya çalışmalı, hayır dualarını, büyük kazanç bilmelisiniz.
Abdülhalık-ı Goncdüvani “kuddise sirruh”