HACI ŞÜKRÜ EFENDİ (Muhammed Şükrü Kılıç) (1905–1985)
1905 yılında Adıyaman’ın güney batısında Akpınar nahiyesine bağlı Şiraz köyünde dünyaya gelmiştir. Asıl adı Muhammed Şükrü Kılınç’dır.
Babası Hasan Efendi, annesi Fatma Hanım’dır.1915 senesinde henüz On-on iki yaşlarında iken Urfa’daki medreselerden (Rıdvaniye) Camii bünyesindeki “Rıdvaniye Medresesi”ne yerleştirdi.1925 yılında medreselerin kapatılması ile tahsilini bırakmak zorunda kaldı. Sonra kendi memleketi Adıyaman’a bağlı olan “Turuş köyü”nde imamlığa başladı. Burada uzun müddet imamlık yaptı. Bu yüzden Turuşlu Hacı Şükrü Efendi diye meşhur oldu. 1930’lu yıllarda, Kantara köyündeki Nakşibendî Şeyhi Hoca Osman Bircigi Efendi’nin(1868–1939) yanına giderek ona intisab etti. 10 seneye yakın bir zaman, 1939 yılında şeyhi Hoca Osman Efendi’nin vefatına kadar, onun mensubu olarak bulundu.
1941 yılında Hacca gidişini şöyle anlatır:
“Bir ara bende Hacca gitme arzusu hâsıl oldu.O zaman Hacca gitmek çok zordu.1940 yılında İstanbul’a Seyyid Abdulhakim Arvasî Efendinin ziyaretine gittim.Hatta param da yoktu,biraz arpam vardı, onu sattım da öyle gittim.O zaman trenle giderdik.Seyyid Abdulhakim Arvasî hazretlerinin Eyyub’teki tekkesine gittim.Mübarek elini öptüm, oturdum. Ona intisab ettim.Ben daha bir şey söylememiştim. Birkaç dakika sonra bana dedi ki:
“Hacca mı gitmek istiyorsun? Ben de “İnşallah, dedim.Bana dedi ki:”Bu sene göndermiyorum,inşallah gelecek sene gidersin.”
Bu konuşmadan sonra yanda bulunan küçük bir odaya girdim, zikirle meşğul oldum.Bu arada kendimden geçmiştim.Bir ara hizmetlisi beni çağırdı, Efendi hazretleri seni istiyor,dedi.Fakat hizmetlinin yanıma gelmesinden evvel öyle ağır bir hâl bana gelmişti ki, o hâl ile çok bağırmış,ağlamıştım. Kendimden haberim yoktu.Kalktım, Efendi hazretlerinin yanına gittim. Bana bir çay ikram edildi. O esnada efendi hazretleri bana öyle bir teveccüh etti ki bunu dil ile anlatmak mümkün değil.Onun teveccühü bereketiyle çok şeyler hâsıl oldu. Ondan gördüğüm fayda çok mahremdir,anlatamam.
Tekrar İstanbul’dan Adıyaman’a evime geldim.Ertesi sene ben ve bir arkadaşım Hacca gitmek için Şam-ı şerife gittik.O zaman hacca ancak böyle gidiliyordu.Şam’da epey bir müddet kaldık. Seyyidinâ Mevlânâ Halid-i Bağdadî’ye (Kuddise sirruhu.) ziyarete sık sık giderdik.Zaman öyle bir uzamıştı ki artık hacca gitmekten ümidimizi kesmiştik.
Seyyid Abdulhakim Arvasî hazretleri bana gelecek sene gideceksin demişti.Bu gibi velilerin sözü doğru olur, diye kendi kendime söyleniyordum.Yine Mevlânâ Halid hazretlerinin türbesine ziyaretine gitmiştik.O esnada uykuya daldım. Baktım ki Hoca Osman Bircigi (kuddise sirruhu) ile Seyyid Abdulhakim Arvasî (kuddise sirruhu ) bana:
-Gemi kalkıyor, hemen yetişin, sizi bekliyorlar, dediler. Gözümü açtım, -Sübhanallah! dedim. Arkadaşım da uyandı. O da aynı rüyayı görmüştü. Yalnız o Seyyid Abdulhakim Arvasî’yi tanımıyordu. Dedi ki: Hoca Efendi ile tanımadığım başka bir zat daha vardı. Ben de, O, Seyyid Abdulhakim Arvasî hazretleridir. dedim. Sabah oldu bizim hac işlerimizle ilgilenen zat hemen geldi ve:
-Gemide iki kişi eksik, eğer gidecekseniz, hemen sizi gönderelim! dedi. Elhamdülillah o sene haccımızı bitirdik ve geri döndük.!
Hacı Şükrü Efendi’nin oğlu Abdulvahhab Efendi anlatıyor: Seyyid Hasan’ın oğlu Seyyid Kasım Arvasî, Van Müftüsü idi. Kendisi Hacı Şükrü Efendi’yi çok severdi. Urfa yakınındaki Yenice Köyü’nde Hacı Şükrü Efendi’nin bir yer alarak, cami yaptırmasını ve Hacı Şükrü Efendi’nin türbesini de orada yaptırdığını duyunca, bu harekete çok sevinmişti.
-O arsayı Hacı Şükrü Efendi parasıyla mı satın aldı? Diye sormuş, bu sorusuna: -Evet.Cevabını alınca da: —Ben ölürsem, beni Hacı şükrü Efendi’nin yanına gömün. demişti. Fakat Seyyid Kasım Arvasî İstanbul’da vefat etti ve Beylerbeyi Köprülü mezarlığına defnedildi.
[Kaynak Şanlıurfa Evliya ve Alimleri, Mahmut Karakaş,Şanlıurfa Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Yayınları]