Ramazanın üstünlükleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ramazanın üstünlükleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ramazân ayında âilenizin nafakasını geniş tutunuz!

 Ramazân ayında âilenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda [cihâd için] yapılan harcama gibi sevaptır.”

 Cuma günü “Seyyidü’l-eyyâm” (günlerin efendisi), Kadir gecesi “efdalü’l-leyâlî” (gecelerin en fazîletlisi) olduğu gibi, üç ayların sonuncusu olan Ramazân ayı da “sultânü’ş-şühûr” (ayların sultânı)dır.

Bilindiği gibi, “Ramazân”, sözlük ma’nâsı i’tibâriyle “yanmak” demektir. Çünkü bu ayda oruç tutan ve tevbe eden Müslümânların günâhları yanar, yok olur. Mübârek “Ramazân ayı”nda oruç tutulur, “Terâvîh namazı” kılınır ve “Sahûr”a kalkılır; daha başka birçok bedenî ve mâlî ibâdetler yapılır.

[Allahü teâlâ, hepimize, Hicrî-kamerî 1447 yılının mübârek Ramazân ayının feyiz ve bereketinden lâyıkı vechile istifâde etmeyi nasip buyursun.

Âilece, milletçe ve bütün İslâm âlemi olarak, sıhhat ve âfiyet içerisinde, huzûr, sükûn, emniyet ve âsâyiş üzere, daha nice mübârek Ramazân aylarına kavuşmayı da lutfetsin. Âmin]

Kıblenin Kâ’be-i muazzama olmasından bir ay ve hicretten de 18 ay sonra, Şabân ayının 10. günü, Bedir gazâsından da bir ay önce, oruç farz kılınmıştır.

Yine hicretin 2. senesinde, Ramazân ayında, terâvîh namazı kılınmaya başlanmış ve sadaka-i fıtır vermek vâcip olmuştur.

Ramazân ayı, oruç ayıdır; oruç, yukarıda söylediğimiz gibi, hicretten 18 ay sonra farz kılınmıştır.

Ramazân ayı, Kur’ân-ı kerîm ayıdır; bu ay, Kur’ân-ı kerîmin inmeye başladığı aydır. Hatm-i şerîflerin yapıldığı, mukâbelelerin okunduğu bir aydır, ölülerin de sevindirildiği bir aydır.

Ramazân ayı, bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesinin bulunduğu bir aydır.

Peygamber Efendimiz, Ramazân ayı ve oruç ibâdeti hakkında buyurmuşlardır ki:

“Bir kimse, Ramazân ayında oruç tutmayı farz [ya’nî vazîfe] bilir ve orucun sevâbını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günâhları affolur.” [Sahîh-i Buhârî]

“Ramazân orucu farz, terâvîh namazı da sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibâdetle geçirenin günâhları affolur.” [Nesâî]

“Ramazân ayı mübârek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazân orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları [bir rivâyette Cennet kapıları] açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytânlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [ya’nî Kadir gecesinin] hayrından mahrûm kalan, her hayırdan mahrûm kalmış sayılır.” [Nesâî]

“Ramazân ayı bereket ayıdır. Allahü teâlâ bu ayda, günâhları bağışlar, duâları kabûl eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrûm kalır.” [Taberânî]

“Ramazân ayının başı rahmet, ortası mağfiret, sonuysa Cehennemden kurtuluştur.” [İbn-i Ebi’d-dünyâ]

“Ramazân ayında âilenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda [cihâd için] yapılan harcama gibi sevaptır.” [İbn-i Ebi’d-dünyâ]

Ramazanın üstünlükleri,Hakikat-ı Muhammediyye 4.Mektub


DÖRDÜNCÜ MEKTÛB

Bu mektûb yine yüksek mürşidine yazılmışdır. Kıymeti çok büyük olan Ramezân ayının üstünlüklerini ve (Hakîkat-i Muhammediyye)yi bildirmekdedir:

Hizmetçilerinizin en aşağısı olan Ahmed, yüksek katınıza sunar ki, çok zemândan beri yüksek kapınızın hizmetçilerinin hâllerini bildiren mubârek mektûbunuza kavuşmakla şereflenemedim; gözlerim yoldadır. Mubârek Ramezân ayının gelmesi hayrlı olsun. Bu ayın Kur’ân-ı kerîm ile tam bağlılığı vardır. Bu bağlılıkdan dolayı, Kur’ân-ı kerîm bu ayda inmeye başladı. Bekara sûresinin yüzseksenbeşinci âyetinde, (Kur’ân-ı kerîm Ramezân ayında indirildi) buyuruldu. Kur’ân-ı kerîm, Allahü teâlânın zâtının ve şü’ûnlarının bütün kemâllerini kendinde toplamışdır, asl dâiresinin içindedir. Ona hiçbir zıl yaklaşmamışdır. (Kâbiliyyet-i Ûlâ) onun zıllidir. Ramezân-ı şerîf ayının Kur’ân-ı kerîm ile bağlılığı olduğu için, bu ay da bütün hayrları ve bereketleri kendinde toplamışdır. Bütün bir yıl içinde herhangi bir yoldan herhangi bir kimseye gelen bütün hayrlar ve bereketler, bu çok kıymetli ayın bereketleri denizinden bir damla gibidir. Bir kimse bu ayda kendini toparlarsa, bütün yılı iyi olarak geçer. Bu ayı kötülükle geçirirse, bütün senesi kötü geçer. Ramezân-ı mubârek ayı bir kimseden râzı olursa, o kimseye müjdeler olsun. Bir kimseye gücenirse, bereketlerinden ve hayrlarından pay almazsa, o kimseye yazıklar olsun! Bu ayda, Kur’ân-ı kerîmi hatm etmek, aslın bütün kemâllerine ve zıllin bütün bereketlerine kavuşmak için olabilir. Ramezân-ı şerîfde Kur’ân-ı kerîmi hatm eden kimsenin, bereketlerine kavuşması hayrlarından pay alması umulur. Bu ayın günlerinin bereketi başka, gecelerinin hayrları başkadır. İftârda acele etmenin ve sahûru gecikdirmenin, böylece gecesi ile gündüzünün tam ayrılmasının sünnet olması, bu incelikden ileri gelebilir. Yukarıda söylediğimiz(Kâbiliyyet-i Ûlâ)ya (Hakîkat-i Muhammediyye) de denir “alâ masdarihessalâtü vesselâmü vettehıyye”. Bu, bütün sıfatları bulunan (Kâbiliyyet-i zât) demek değildir. Büyüklerden birkaçı böyle demiş ise de, öyle değildir. Zât-i ilâhînin ilm i’tibârının kâbiliyyetidir ki, Kur’ân-ı kerîmin hakîkati olan, zâtın ve şü’ûnlarının kemâllerinin hepsine bağlıdır. Sıfatlara bağlı olan ve zât ile sıfatlar arasında bir geçit olan (Kâbiliyyet-i ittisâf), ondan başka bütün Peygamberlerin hakîkatlarıdır “alâ nebiyyinâ ve aleyhimüssalevâtü vetteslîmât vettehıyyât”. Bu kâbiliyyet, kendisinde birçok (İ’tibârat) bulunmak düşüncesi ile, birçok hakîkatlar olmuşdur. Hakîkat-i Muhammediyye olan kâbiliyyet, kendisinde zılliyet bulunmakla berâber, sıfatlara benzemez. Zât-i ilâhî ile arasında hiç bir perde yokdur. Muhammedî yaratılmış olan evliyânın hakîkatları, Zât-ı ilâhînin ilm i’tibârı ile olan kâbiliyyetleridir. Bu kâbiliyyet-i Muhammediyye, Zât-i ilâhî ile o çeşidli kâbiliyyetler arasında bir geçitdir. Bu kâbiliyyete onlardan birinin adı da verilir. Çünki, bu kâbiliyyet sıfatlara yakındır. Sıfatlarda olan ilerleme, bu kâbiliyyete kadar olur. Bunun için, bu kâbiliyyete (Hakîkat-i Muhammediyye) denilmişdir. Bu kâbiliyyet-i ittisâf, gözden hiç yok olmadığı için, buna o kâbiliyyetlerin de ismi verilmişdir. Çünki, hakîkat-i Muhammediyye, arada hep perdedir. Kâbiliyyet-i Muhammediyye, Zât-i ilâhîde bir i’tibârdır ve sâlikin gözünden yok olabilir.

Yok olduğu da bilinmekdedir. Kâbiliyyet-i ittisâf da, i’tibâr ise de, arada geçit gibi olduğundan, sıfatlar gibi, zâtdan başka, ayrıca vardır ve gözden yok olamaz. Bunun için, bu perdenin aradan hiç kalkmadığını söylemişlerdir.

Asl ve zıllı bir arada toplayan makâmın böyle bilgileri çok gelmekdedir. Bunların çoğu kâğıd üzerine yazıldı. (Makâm-ı kutbiyyet), zıl makâmının bilgilerinin inceliğinin kaynağıdır. (Ferdiyyet mertebesi), asl dâiresinin ma’rifetlerinin gelmesine vâsıtadır. Zıl ile aslı birbirinden ayırmak, bu iki ni’mete kavuşmadan olamaz. Bunun içindir ki, büyüklerden çoğu, kâbiliyyet-i ûlâya (Te’ayyün-i evvel) diyorlar ve zâtdan ayrı değildir diyorlar. (Tecellî-i zâtî), bu kâbiliyyeti görmekdir diyorlar. İşin doğrusu, bizim bildirdiğimiz gibidir. Allahü teâlâ, işin doğrusunu doğru olarak bildirir ve dilediğini doğru yola kavuşdurur. Yazmak emr olunan şeyleri bitiremedim. Yazılanlar öylece kaldı. Bu duraklamanın hikmeti acaba nedir? Mektûbu sıkılmadan dahâ uzatmak edebsizlik olur.