İRŞÂD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İRŞÂD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İRŞÂD

 Hilmî Bey (rahmetullahi teala aleyh) hocamız buyurdular:

“Kardeşim, bu silsile-i aliyyenin her halkası çok büyüktür. Nakşîbendî, Müceddîdî ve Hâlidîlerde irşâd için, velâyet-i hassa-i Muhammediyye’ye erişmek şarttır. Asgarî had (sınır) budur. A’zâmîsi ise, daha yukarılara çıkar.”


(Gün Batarken Gördüğüm Son Işık, sf 155)

İRŞÂD EHLİ

 Gavs-ı Hizânî Seyyid Sıbgatullah-i Arvâsî (kaddesallahu teala sirreh) hazretleri, bazı kitablarda bazı evliya için “kuddise sirruh” bazıları için “rahmetullahi aleyh” denmesinin hikmeti nedir, diye Seyyid Tâhâ hazretlerine (kaddesallahu teala sirreh) sual arzedince, Seyyid-i Büzürk buyurdular ki;

“Birincisi nefsinden tamamen kurtulanlar, ikincisi nefsinden kendinde bir şeyler kalanlar içindir. Nefsinden tamamen kurtulmak irşâdın şartı değildir. “Rahmetullahi aleyh” denilenlerden de bir çoğu irşâd makâmına oturmuşlar, büyüklerin yolunda olup, faideli olmuşlardır.”

İRŞÂD

İrşâd-ı hakîkî odur ki;
bir mürşid-i kâmilin, yukarıdan aldıklarını aşağıya, aşağıdakileri de yukarıya ulaştırmasıdır.
Ya’ni Resûl-i Ekrem “sallallahu teala aleyhi ve sellem“ Efendimize olan ittiba’ ve muhabbetleri ile ve sünnet-i seniyyeyi yaşamadaki hassasiyet ve dikkatleri hasebiyle Allahu tealanın onlara ihsan buyurduğu ilm ve ahvâli, kulluğun hakîkatine kavuşmaya talibli olanlara vasıta olmaklığıdır.