Hızır “aleyhisselâm” etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hızır “aleyhisselâm” etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hızır aleyhisselam ölmüşdür ruhu insan şeklinde görülüyor

 *Hüseyin Hilmi bin Saîd hazretleri buyuruyor ki:*


*Hızır* aleyhisselâm, bâzı âlimlere göre *Diri*’dir. Bâzılarına göre ise *Ölmüş*’dür, *Rûh*’u insan şeklinde görülüyor. Doğrusu da budur. 


Çünkü, Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde; *Mûsâ aleyhisselâm sağ olsaydı, hiç yanımdan ayrılmazdı*, buyuruyor. 


*Hızır* aleyhisselâm da *Sağ* olsaydı, O da Peygamber Efendimizin yanından ayrılmazdı. 

● ● ●

Mâlâyâni ile uğraşana *Selâm* bile verilmez. Boş durmak da, *Mâlâyâni* demekdir. 


En fazla ana-babaya *Merhamet*’li olmalıdır. Bilhassa *Anne*’ye. Çünkü anne hakkı *Baba*’dan fazladır. Onlar, çocuklarını merhametle, şefkatle büyütürler. 


*Hayr*’lı işde acele etmek lâzım. Ama *Karar* verirken acele etmiyeceğiz. Karar verdikden sonra, o işi yapmakda *Acele* edeceğiz. Karar verirkenki aceleye, *Şeytan* karışır. 


Düşünerek *İyi* karar vereceğiz. Verilen kararı tatbîkde *Acele* edeceğiz. Çünkü müslümân, *Hayr*’sız işe karar vermez, *Hayr*’lı işe karar verir. 


*Küfr*’den sonra en büyük günâh, *Gıybet* etmektir. Gıybet edene mâni olmak çok *Sevap*’dır. 


Meselâ birini *İçki* masasına çağırsalar, o da, *Harâm* olduğu için gitmese, nasıl *Sevap* kazanırsa, *Gıybet* edene mâni olmak da öyle *Sevap*’dır, hattâ daha *Büyük* sevapdır. 


Allahü teâlânın insanı en çok beğendiği hâl, *Secde*’deki hâlidir. Onun için *Büyük*’ler, secdede çok kalabilmek için, secde *Tesbîh*’lerini 5, 7, 9, 11 kerre söylerler.

Hızır “aleyhisselâm”, İlyâs “aleyhisselâm”, 282. Mektûb

282 
İKİYÜZSEKSENİKİNCİ MEKTÛB

Bu mektûb, Bedî-uz-zemâna gönderilmişdir. Hızır “aleyhisselâm” ve İlyâs “aleyhisselâm” ile buluşmağı bildirmekdedir:

Allahü teâlâya hamd olsun! Onun seçdiği kullarına selâm olsun! Çok zemândan beri, sevdiklerimiz Hızır “alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü vesselâm” için soruyorlar. Onun için bu fakîre lâzım olan bilgi verilmediğinden cevâb yazmıyordum. Bugün sabâh vakti toplanmışdık. İlyâs “aleyhisselâm” ile Hızır “alâ nebiyyinâ ve aleyhimessalevâtü vetteslîmât” rûhânî şekllerde geldiler. Hızır “aleyhisselâm” rûhânî olarak dedi ki, (Biz rûhlar âlemindeniz. Allahü teâlâ, bizim rûhlarımıza öyle kuvvet vermişdir ki, insan şeklini alırız. İnsanların yapdığı işleri, bizim rûhlarımız da yapar. İnsanların yapdığı gibi yürürüz, dururuz, ibâdet ederiz). (Nemâzları şâfi’î mezhebine göre mi kılarsınız?) dedim. (Biz islâmiyyete uymakla emr olunmadık. Kutb-i medârın işlerine yardım ederiz. Kutb-i medâr şâfi’î mezhebinde olduğu için, biz de onun arkasında şâfi’î mezhebine göre kılıyoruz) dedi. Bu sözünden anlaşıldı ki, bunların ibâdetine sevâb yokdur. Yanında bulundukları kimseler gibi ibâdet ederler. İbâdetin yalnız şeklini yaparlar. Bu konuşmadan da anladım ki, vilâyetin kemâlâtı şâfi’î mezhebine uygundur. Peygamberlik kemâlâtının hanefî mezhebine bağlılığı vardır. Kıyâmete kadar hiç Peygamber gelmiyecekdir. Bu ümmete bir Peygamber gönderilse idi, hanefî mezhebine göre ibâdet ederdi. Hâce Muhammed Pârisâ “kuddise sirruh” hazretlerinin, (Füsûl-i sitte) kitâbındaki, (Hazret-i Îsâ “alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü vesselâm” gökden indikden sonra, imâm-ı a’zam Ebû Hanîfe “radıyallahü teâlâ anh” mezhebine göre iş yapar) sözünün ne demek olduğu şimdi anlaşıldı. Bu iki büyükden yardım ve düâ istemeği düşündüm. (Allahü teâlânın lutfüne, ihsanına, ni’metlerine kavuşan bir kimseye biz ne yapabiliriz?) dedi. Sanki kendilerini aradan çekdiler. Hazret-i İlyâs “alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü vesselâm” bu konuşmaya hiç katılmadı. Birşey söylemedi. Vesselâm.