Fen yobazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fen yobazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Fen yobazı

Dinde reformcu 

*(Âhıreti görmedik ki, Şa’rânînin Mevkıf denilen yerin coğrafî durumuna âid sözlerini, Sırât, Mîzân, Cehennem ve Cennet için yapdığı harîtayı, oraya tatbik edelim. Biz bu gibi şeyler için, Kitâb, Sünnet, Akl ve Hikmet delîllerinden hiçbir delîle rastlamadık.)* diyor.

~~~

*Cevap:* Bu sözleri ile *Evliyâ-i kirâma ve bunların kerâmetlerine saldırmakda,* *müslimânların* bunlara olan *îmânlarını, i’timâdlarını yıkmaya çalışmakdadır.* Hâlbuki, bu davranışında da çok haksızdır. 


*Abdülvehhâb-ı Şa’rânî ve bunun gibi, Allahü teâlânın çok sevdiği büyükler biz Cenneti, Cehennemi, Mevkıfı, Sırâtı, bu gözümüzle gördük demiyor. Hattâ, bu dünyâda görülemez diyorlar*. 


Bilinemez, anlaşılamaz, anlatılamaz bir hâlde kalblerimize keşf olundu. Rü’yâ gibi gösterildi diyorlar. Bu sırrı, sevdiklerine, mahremlerine haber veriyorlar. *(Men-lem yezuk lem-yedri)*, buyuruyorlar. Ya’nî *tatmıyan anlamaz* diyorlar. 

💧💧💧

*KALPLERE KEŞF OLUNMASI* ne demek onu aşağıdan muhakak okuyalım.

💧💧💧

Bir âyet-i kerîmede meâlen, *(Çok zikr ediniz. Zikr etmekle kalb itminâna kavuşur)* buyuruldu. Hadîs-i şerîfde,*(Allah sevgisinin alâmeti, Onu çok zikr etmekdir)* buyuruldu. Hadîs âlimleri *(Resûlullah, her an zikr ederdi)* buyurdu. İşte bunun için bu ümmetin büyükleri çok zikr ederdi.


Böylece, islâmiyyetin bu emrini de yerine getirmeğe çalışırlardı. Çok zikr edince, mubârek kalbleri itmînâna kavuşurdu.*(Her derdin şifâsı vardır. Kalbin şifâsı, zikr-ullahdır)* ve *(Takvânın kaynağı, âriflerin kalbleridir)* hadîs-i şerîflerinin haber verdiği gibi, kalb hastalığından, günâhlardan kurtuldular. 


Allahü teâlânın sevgisine kavuşdular. İşte takvâ sâhibi olan, kalbleri temiz olan, Allahü teâlânın çok sevdiği bu büyük âlimler diyorlar ki, *(Çok zikr ederken, dünyâyı, herşeyi unutuyoruz. Kalbimiz ayna gibi oluyor. İnsan uykuda, herşeyi unutunca, rü’yâ gördüğü gibi kalblerimizde birşeyler görünüyor)*. 


Bu gösterilenlere *(Keşf),* *(Mükâşefe)*, *(Şühûd)* ismlerini veriyorlar. Böyle olduğunu, her asrda binlerle Velî haber veriyor. 


Çok zikr etmek ibâdetdir. Çok zikr edenleri Allahü teâlâ sever. Bunların kalbleri, takvâ kaynağı olur. Bunları Kitâb ve Sünnet haber veriyor. 


Bunlar *(Ümûr-i teşrî’iyye)*dir. *Bunlara inanmıyan, Kitâba ve sünnete inanmamış olur*. 


Kalbde keşf ve şühûd hâsıl olduğunu da, Allahü teâlânın sevdiği doğru müslimânlar haber veriyor. 


Hadîs-i şerîfde,*(Çok zikr edenin kalbinde nifâk kalmaz)* buyuruldu. Bunları haber verenler, *münâfık olmıyan, özü, sözü doğru kimselerdir.* 


*Keşf ve kerâmet, böyle kimselerin tevâtür hâlindeki haberleri ile bildirilmişdir.*


*Abdülvehhâb-ı Şa’rânî hazretleri*, derin âlim, büyük velîdir. Şâfi’î mezhebinin temel direklerinden biridir. Ehl-i sünnetin gözbebeğidir.  Yüzlerle eseri *Keşfüzzünûn'da* yazılıdır. Kitâblarından herbiri, Onun, kemâlini gösteren birer âbidedir. Hanefî mezhebinde olan âlimler de, Onun derin ilminin, keşflerinin, şühûdlarının hayrânıdırlar. Onun yeryüzünün yıldızlarından biri olduğunu bildirmişlerdir. 


Ehl-i sünnetin böyle gözbebeklerine saldıranların, *zındık* oldukları meydândadır. 


Anlaşılmıyan şeyi inkâr etmek câhillik ve ahmaklık olur. Anlamadığına, imkânsızdır, olamaz demek ise, bir taassubun, bir inâdın, yobazlığın ifâdesidir. *Bunun için, dinde reformcuya, fen yobazı diyoruz.* 


Faideli Bilgiler -Sayfa 108,109